“Yarının hayali, gerçekleşmek üzere zamanını bekliyor olabilir”

Röportaj: Ahmet Balcı

Gülşah Elikbank, son yıllarda ülkemizde Fantastik Edebiyat denince akla gelen isimlerden. Gazetecilik mezunu, fakat birçok sektörde deneyimli; ayaklarının üzerinde duran güçlü bir kadın. Yöneticilik kariyerinin bir yerinde yazar olmaya karar verip bugün okurlarının çok iyi bildiği kitaplarını yazmaya koyuldu. Anneannesinden dinlediği masallardan güç aldı ve dünya edebiyatının seçkin örnekleriyle geliştirdiği okurluğu, yazarlığının özgün sesini besledi. Yeri geldi romanları için sınırları aştı, başka diyarlar dolaştı. Hep aşkı yazdığı söylense de o aslında aşksızlığı yazdığını belirtiyor. Dracula’yı merkezine alan romanı Yalancılar ve Sevgililer’in sinemaya uyarlanacağı müjdesini de veriyor. Gülşah Elikbank’la hayatı, metinlerini, masalları ve edebiyatı konuştuk:

-Bir yazar olmaya karar verdiğinizde, fantastik anlatıya girerken anneannenizin size anlattığı masalların çok etkisi olduğunu söylemiştiniz, fantastik kurgunun masallarla benzerlik ve farkları size göre neler?

Sonuçta masallar da mitler gibi toplumsal hafızanın ürünüdür. Bir toplumu anlamak için onun masallarına bakmak gerektiğini düşünürüm. Hikayeler de bu bellekten alır gücünü. Özellikle fantastik edebiyat, gerçeküstü akım bu kanaldan çok etkin beslenir. Hayal gücünü en çok tetikleyen de bu alandır. Ama ben artık geldiğim şu noktada hikayeleri gerçekçi ya da gerçeküstü diye ayırmayı gereksiz buluyorum. Bu sınır o kadar geçişken ki. Bugünün gerçeği yarının yalanı olabileceği gibi, yarının hayali de gerçekleşmek üzere zamanını bekliyor olabilir.

“Topluma bir duygu tanımlama eğitimi vermek gerekliliğini savunuyorum”

-Aşıklar Gece Ölür’de bir Rock yıldızı ile bir doktorun 14 yılın ardından trajik bir şekilde karşılaşması etrafında bir örgü var; tıpkı hayattaki gibi ihtimaller, pişmanlıklar, sorgulanan seçimler ön planda. Peki aşıklar gündüz yaşayabilirler mi, yani başka türlü de olabilir miydi?

Elbette mümkün. Bana hep aşkı yazıyor, diyorlar ve ben de her seferinde itiraz ediyorum. Hayır, ben aşksızlığı yazıyorum. Aşklar artık yaşanamıyor ki. Çünkü insanlar kendilerine aşık. Bir başkasına benliğini teslim etmeye, kalbini bir diğerine emanet etmeye kimsenin cesareti yok. İncinmekten korkarken ruhsuz varlıklara dönüşüyoruz. Üstelik aşkın insana iyi gelmesi gerekir. Onu hırpalaması, kahretmesi değil. Ben hep topluma bir duygu tanımlama eğitimi vermek gerekliliğini savunuyorum. Aşk, heves, haz bunlar nedir ayırmayı bilmek gerek. 

– Gezmek, yeni yerler görmek, farklı tecrübeler edinmek gibi unsurlarla okumak eylemini karşılaştırsak, sizin yazma tecrübenize etkileri ne şekillerde ve ne oranda yansıdı?

Ben yaşam deneyiminin yazarken çok önemli olduğunu düşünüyorum. Gören gözlerle etrafa bakmak ve hissedebilmek önemli. Bir yazarın en büyük silahı sezgisidir. Toplumu, yapısını, olmuş olanların nedenlerini ve olabilecek olanları yazarlar sezer. Bunlar için geniş bir açı kazanmak gerekli. Bu da çok okuyarak ve çok gezerek, yeni dünyalarla tanışarak oluyor. Birbirinden ayıramayız. 

Yalancılar ve Sevgililer, beyaz perdeye taşınıyor

– Yepyeni bir Dracula anlatısı diyebileceğimiz romanınız için Transilvanya’yı tabiri caizse karış karış gezdiniz, nasıl bir deneyimdi?

Harikaydı. Sanırım en sevdiğim tarz da bu. Bir insan, bir tarih, bir coğrafya ve tüm bunları bir yazarın yorumlaması ve kurgu dünyasına geçirmesi… Farklı bir yüzyıla bugünün penceresinden bakmak ve anlamaya çalışmak. Romanın bu kadar sevilme nedeni de bu oldu bence. İnsanlar ilk kez Dracula’nın gerçek bir insan olduğunu, onun da kalbi kırık bir çocuk olduğunu gördü.  Romanya halkı da bana karşı çok nazik davrandı. Artık beyaz perdeye de taşınıyor Yalancılar ve Sevgililer romanım.

– Gazetecilik, otelcilik, yazarlık… hatta başka sektörler; size neler kattı? Bugün sizi en çok oluşturduğunu düşündüğünüz meslek hangisi?

Ben bugüne kadar başıma gelen her şeyin bir yazar oluşması için kurgulanmış olduğunu düşünüyorum. Einstein evrende tesadüflere yer yoktur, der. Ona katılıyorum. Her şey her şey içindir. Gazeteci ruhum olmasaydı yazamayacağım bazı romanlarım var ya da otelcilik sayesinde birçok milletten insan tanıyıp, birçok ülke görmeseydim böyle bir bakış açısı ile yazamazdım. Bu kadar mutsuz bir çocukluk geçirmeseydim bu kadar güçlü bir kadın olamazdım, sevginin önemini bu kadar iyi kavrayamazdım. 

-Bir yazar için İstanbul’da yaşamanın makbul olduğu düşünülür hep; siz İzmir’de yaşıyorsunuz. İzmir içindeki sanatçılarla ilişkisi açısından sizce nasıl bir şehir ve sizin yazma serüveninize etkileri nasıl oldu?

İzmir sakin bir şehir. Benim için biraz sığınak gibi. Yaşam alanım İzmir’de ama İstanbul ile güçlü bağlarım var. Bunu koparmam imkansız. İzmir ruhumu dinlendirdiğim, enerji depoladığım, bol bol düşündüğüm bir yer ama İstanbul hayatı hissettiğim, ona karıştığım, tutkuyu duyduğum şehir. İkisi de benim için çok önemli. Gerçi ben her şehre anında uyum sağlayabilirim, yeter ki denizi olsun. 

Top