Tükenmiş Nefeslere

“Tribün, yalnızca maça gidip golleri alkışlayan bir taraftar topluluğu değildir. Tribün, bir ruhtur ve ne hatırlamaktan ne de umut etmekten asla yorulmaz. Tıpkı, Eskişehir Atatürk Stadı’nı dolduranların, Sinan’ı ve Ediz’i anmaktan, şampiyonluğu hayal etmekten yorgun düşmediği gibi…”

2013 yılında yayıncı kuruluş tarafından hazırlanan ve futbolseverler arasında popüler hâle gelen bir video klipte yer alan bu ifadeler tribün ruhunu ve bu ruhun Eskişehirspor taraftarı ile olan bağını ortaya koymasında son derece başarılıdır. Camia odur ki; başarıda, başarısızlıkta, kederde, sevinçte, iyi zamanda, kötü zamanda, yaz gününde, kış gününde hiçbir şahsî menfaat gütmeden takımını destekleyip, değerlerine sahip çıkıp, sıkıntılara göğüs gerip, dimdik durur. “Tribün ruhu” olarak bahsedilen mefhum buradan teşekkül eder. Eskişehirspor camiası da bunun en müstesna örneklerinden biridir. Sahip olduğu mâzisini temsil eder nitelikteki “1965 ruhu” tanımlaması ise saydığımız tüm değerlerin bir hülasası olarak köklerde yaşayan ruhu ifade eder. Bu ruhun muhtevasını kavrayabilmek için Eskişehirspor tarihinden kısaca bahsetmek yerinde olacaktır.

1963 yılında düzenlenen Türkiye Akademiler Arası Futbol Şampiyonası’na katılan Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi, İzmir Alsancak Stadı’nda yapılan maçta Ege Üniversitesi’ni 6-0’lık bir skorla mağlup edince takıma, 2. Lig’e katılması konusunda tavsiyeler ve telkinler verilmeye başlanır. Bunun üzerine 1965 senesinde Eskişehirspor adıyla kurulan kulübün başkanlığına Aziz Bolel getirilir.[1] Ancak bu süreç sanıldığı kadar kolay geçmez. Fethi Heper, Orhan Oğuz’un katkısını şöyle anlatır: “Orhan Oğuz, Akademi Gençlik futbolcularını Bağlar Caddesi’ndeki binada yer alan kütüphanede topladı. Çocuklar, böyle bir girişim var. Eskişehirspor diye profesyonel bir takım kurmak istiyorlarmış. Bana sorarsınız, Eskişehirspor kurulur ve başarılı da olursa Eskişehir’in ekonomik hayatı çok iyi bir gelişim gösterecektir. Bu benim kişisel görüşüm çocuklar, siz ne diyorsunuz deyince, biz Orhan Hoca’nın bu isteğini bir emir olarak kabul ettik ve hep beraber ayağa kalkarak bir ağızdan, hocam, Eskişehirspor kurulsun dedik.”[2] Eskişehirspor; Akademi Gençlik, Yıldıztepe ve Eskişehir İdman Yurdu’nun birleşmesiyle kurulur. Kulüp logosundaki yeşil yıldız Akademi Gençlik’i, kırmızı yıldız Yıldıztepe’yi, siyah yıldız ise Eskişehir İdman Yurdu’nu temsil eder.Kuruluş sürecinde Eskişehirli pek çok iş adamının, Eskişehir halkının maddî, manevî katkısı olur ve nihayetinde Eskişehirspor 2. Lig’de mücadele etmeye hak kazanır.

19 Haziran 1965’teki kuruluşunun ardından ucu 1. Lig’de yaşanacak şampiyonluk yarışına kadar uzanacak serüven başlar. Kurulduğu sene katıldığı 2. Lig’de, 1965-66 sezonunu şampiyon olarak tamamlar. Böylelikle Eskişehirspor, kurulduğu yıl 1. Lig’e çıkan ilk Türk takımı olur. 1. Lig’e çıktığı gün tribünde açılan dev pankartta şu mısralar yazar: “Karşımızda rakipler kar oluyor, eriyor / Millî Lig bekle, Eskişehirspor geliyor.” Nitekim öyle de olur. Takım, 1. Lig’de de büyük bir başarı yakalar. 1. Lig’e yükselen Eskişehirspor 66-67 sezonunu 17 takım arasında sekizinci, Abdullah Gegiç’in takımın başına geldiği 67-68 sezonunu dokuzuncu tamamlar. Gegiç’le birlikte takımda büyük gelişim sağlanır. Tüm dikkatleri üzerine çeken Eskişehirspor için 68-69 sezonu, başarılı geçecek sezonların besmelesidir. Eskişehirspor, ligi üçüncü Beşiktaş’ın 5 puan önünde ikinci olarak tamamlar. Fethi Heper’in 13 golle gol kralı unvanına sahip olduğu 69-70 sezonunda Eskişehirspor yine ikincilik koltuğuna oturur. Aynı zamanda Türkiye Kupası final maçında Bursaspor’u mağlup ederek kupanın sahibi olur. 71-72 sezonunu da ikinci tamamlayan Eskişehirspor, 1. Lig’de 3 kez üst üste ikinci olmuş olur. Bu sezonda Fethi Heper attığı 20 golle bir kez daha gol kralı unvanının sahibi olur.   

Kuruluşundan kısa bir süre sonra küçümsenmeyecek başarılara imza atan Eskişehirspor, hem futbol otoritelerinin hem de Türkiye’de futbolla ilgilenen herkesin dikkatini çekmeyi başarır. Spor yazarı İslam Çupi, Tercüman Gazetesi’nde yer alan köşesinde Eskişehirspor’un bu çıkışını “çimen ihtilâli” olarak tanımlar. Yani Es Es, futbolda ihtilâli resmen başlatmıştır. 65-66 sezonunda Gençlerbirliği’nin ligi üçüncü tamamlamasının haricinde sezonların genelinde ilk üç sırayı paylaşan Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş ilk kez böylesine ciddi bir tehditle karşı karşıya kalır.[3] Bu durum özünde, Anadolu’nun İstanbul’a başkaldırması niteliğini taşımaktadır. Artık, ligde Anadolu kulüpleri de gerçek manada var olacak ve hatta gün gelecek şampiyon olacaklar, şampiyonluğu kıl payı kaçıracaklardır…

Fethi Heper, CNN Türk’te yayınlanan belgesel programı “Oradaydım”a verdiği demeçte şu ifadeleri kullanır: “Gittiğimiz her yerde saygı ve sevgi görüyorduk. Çünkü Eskişehirspor bir Anadolu takımıydı. Anadolu insanı, taraftarı bu başarıyı yakalayan ilk Anadolu takımı olan Eskişehirspor’u canıgönülden destekliyordu, yürekten bağlıydılar ve her gittiğimiz yerde de büyük bir sevgi seli ile karşılaşıyorduk. İnanıyorum ki Türk futboluna çok şeyler kazandırdık. Her şeyden önce modern futbolu kazandırdık. Cesaret futbolunu kazandırdık. İçeride ve dışarıda mücadele eden bir takım havası yarattık. Ve bu örnek zaman içerisinde diğer takımlara da yansıdı.” Yine Fethi Heper, o dönem futbol oynamanın zorluklarından bahsederken şöyle bir örnek veriyor: “Tabii, o tarihlerdeki koşullarla günümüzdeki koşulları karşılaştırdığımız zaman, o tarihlerde bu koşullar yoktu. Sahalar kömür tozu ve çamur. İstanbul’da bir Beyoğluspor maçı oynadık Play-Off grubunda. Bir futbolcu ayakkabısını kaybetti çamurun içinde. Sonra hep beraber aradık. O kadar çamur.”

Ligde kısa süre içerisinde büyük başarılara imza atan Eskişehirspor bu başarısının yalnızca ligden ibaret olmadığını göstermiş ve Avrupa Kupalarında büyük bir başarı ortaya koymuştu. 70-71 Sezonunda Fuar Şehirleri Kupası’na (UEFA Kupası) katılma hakkı kazanan Eskişehirspor, dönemin La Liga’nın iyi takımlarından Sevilla ile eşleşir. İlk ayağı deplasmanda olan karşılaşma için Eskişehirspor kafilesi İspanya’ya gider. Ancak hava sıcaklığı 40 dereceyi aşkın bir düzeydedir. Öyle ki, Fethi Heper maç öncesi ısınmaya gerek duymadıklarını, hava sıcaklığından dolayı kaslarının ısındığını ifade etmiştir. 5 Eylül 1970 tarihinde Ramon Sanchez Pizjuan Stadı’nda oynan mücadelede Eskişehirspor iyi bir direniş göstermesine rağmen 1-0 mağlup olur. Rövanş 16 Eylül günü oynanacaktır. Maç günü geldiğinde sokaklar bomboştur. Amigo Orhan (Erpek) maç öncesi sahaya çıkar ve tezahüratlara liderlik eder: “Es es es ki ki ki eski eski es”… Eskişehirspor; Mümin, İlhan, Abdurrahman, İsmail, Süreyya, Doğan, Burhan, Nihat, Fethi, Vahap ve Ender on biriyle mücadeleye başlar. Sahaya çıkan Alman hakem ve Sevillalı futbolcular tribünlerde gördükleri tablo karşısında şaşkınlık duyarlar. Maç başlar başlamaz Eskişehirspor oyunu rakip yarı alana yıkar ancak aradığı golü bir türlü bulamaz. Bu sırada tribünler “Fethi, Nihat, Ender / Filelere gönder!” tezahüratıyla takımlarına destek vermektedirler. İlk yarı 0-0 sona erer. İkinci yarı da Eskişehirspor hücum futbolu oynar. Sevilla ise kontratak ile Eskişehirspor kalesini yoklamaktadır. Dakikalar 79’u gösterdiğinde Sevilla, Acosta’nın golüyle 1-0 öne geçer. Eskişehirspor tribünleri ümitsizliğe kapılır ve sekseninci dakikadan itibaren tribünler büyük oranda boşalır. Şimdi Eskişehirspor’un tur için tam 3 gol atması gerekmektedir. Seksen birinci dakikada Fethi kafa vuruşuyla skoru 1-1’e getirir. Seksen yedinci dakikada yine Fethi uzaktan bir vuruşla Eskişehirspor’u 2-1 öne geçirir. Maçın bitimine 3 dakika kalmışken Eskişehirspor’un 1 gole ihtiyacı vardır. Doksanıncı dakikaya girilirken İlhan’ın ortasına yükselen Fethi takımına turu getirir ve tribünler sahaya inerek sevinç gösterisinde bulunurlar. Fethi Heper maçı üç golle tamamlar. Kutlamalar maç sonrası Köprübaşı’nda devam eder.[4]

Eskişehirspor’un kısa süre içerisinde büyük başarılara imza atmasının altında yatan temel sebeplerden bir tanesi de taraftarın desteğiydi. Tabii bununla birlikte Amigo Orhan faktörü son derece etkili olmuştu. O, millî amigo unvanına sahip bir amigoydu. Adeta bir orkestra şefine nazire yaparcasına tribünleri idare eder ve tezahüratlara yön verirdi. Çoğu zaman tribünler için de koro benzetmesi yapılırdı. Amigo Orhan, o tribünlerle birlikte camia olarak İstanbul’un hegemonyasını yıkmak üzere yola çıktıklarını söylüyor. Ve ekliyor: “O zaman sadece Fenerbahçe, Galatasaray var. Ama onlarda da tribün kültürü yoktu. Seyircinin tek ortak noktası gol diye bağırmaktı.”[5] Amigo Orhan, Türkiye’nin ilk amigosuydu. Bununla birlikte o dönem Fenerbahçe’den transfer teklifi almış ancak teklifi kabul etmemişti. Kuruluş ve sonrasındaki yıllarda yakalanan ruh, birçok kulübün, taraftarın gıpta ile baktıkları bir hâle gelmişti. 68-69 sezonunda Beşiktaş ile oynanan mücadelede spiker, tribünler hakkında şu sözleri sarfediyor: “Mithatpaşa’da büyük mücadele. Beşiktaş amigosu taraftarlarını mütemadiyen teşvik ederken, Eskişehir’in milli amigosu Orhan da Kırmızı Şimşekleri ayağa kaldırıyor.” Eskişehir’de oynanan Sevilla mücadelesinde tribünlere hayran kalan Alman hakem Gerhart Kunse’ye dair şöyle bir anı anlatılır. Tribünler maç önüyle birlikte sahadakileri tesir altına alır ve mücadele öyle başlar. Tezahüratlar mücadele esnasında da devam eder. Tribünlerin tezahürata ara verdiği dakikalarda Alman hakem tribünlere bakar ve kendisine engel olamayarak elleriyle “hadi, hadi, bağırsanıza” dercesine hareketler yapar. Anlaşılan hakem de tribünler tarafından tesir altına alınmıştır.

Dönemin genel yapısının aksine Eskişehirspor tribünlerinde çok sayıda kadın taraftar da takımına destek vermekteydi.  Dönemin Asbaşkanı Nafiz Yazıcıoğlu bu durumdan şöyle bahsediyor: “Mesela kapalı tribünün dörtte üçü kadındı. Düşünebiliyor musunuz? Hiçbir takımda yoktu bu, İstanbul’da Ankara’da yoktu. Maçlara gitmemem için bana müdahale eden eşim, maç hastası olmuştu.”[6] Üstelik kadınların da amigosu vardı. Fethi Heper bu konudan bahsederken, “bir tarafta Amigo Orhan, öbür tarafta bayanların amigosu Feriha Abla var” ifadelerini kullanıyor.

Takımın başarısının sırlarından bir tanesi de sağlam arkadaşlık ve oluşturulan takım ruhuydu. Aralarındaki bağı gün geçtikçe kuvvetlendiren oyuncular, takım olarak daha başarılı bir hâle gelmişlerdi. Dönemin kadrosunda yer alan futbolculardan İsmail Arca şunları anlatıyor: “Bizim takım olarak birbirimize bağlılığımız çok önemliydi. Nihat’la olsun, Fethi’yle olsun, Ayhan’la olsun, diğer arkadaşlarla olan bağlılığımız çok kuvvetliydi. Aramızda evli olanlar vardı. Evli olanlar bekar olanlara pazartesi günleri kuru fasulye yapardı.” [7]

Eskişehirspor, 70-71 sezonunda Galatasaray’a karşı 3-2 kazanarak Cumhurbaşkanlığı kupasını almasının ardından takım yavaş yavaş dağılmaya başlar. Birçok futbolcu zamanla kulüpten ayrılır, Fethi Heper 1973 senesinde futbolu bırakır. “Anadolu Yıldızı” giderek eski performansından uzaklaşır ve genellikle ligi orta sıralarda tamamlamaya başlar. 81-82 sezonunu on beşinci olarak tamamlayıp bir alt lige düşer. Böylece, şampiyonluk umutları daha da ötelere ertelenir. 83-84 sezonunda 2. Lig’de şampiyon olarak tekrar 1. Lig’e yükselme başarısı gösterilir. 84-85 sezonunda Kırmızı Şimşekler 1. Lig’i onuncu sırada tamamlar. 85-86 sezonunda ise 25 yaşındaki kaleci Sinan Alaağaç 24 Kasım günü Abant Kampı’nda hayatını kaybeder. Tıpkı kendisinden seneler sonra aynı kulüpte benzer kaderin muhatabı olacak olan 26 yaşındaki Ediz Bahtiyaroğlu gibi… 86-87 sezonunda Başbakanlık Kupası kazanılmasına rağmen 88-89 sezonu 41 puanla on altıncı sırada tamamlanır ve “Anadolu Efsanesi” küme düşer. İnişli çıkışlı sezonlar devam ederken Kırmızı Şimşekler 3. Lig’e kadar düşer ancak bu durum fazla uzun sürmez ve tekrar 2. Lig’e çıkar. Ancak takım, bir türlü bu istikrarsız vaziyetten tam manası ile kurtulamaz.

Gazeteci ve televizyoncu Halit Kıvanç Eskişehirspor’un efsane dönemleri hakkında şu ifadeleri kullanıyor: “Futbola yeni yeni heves duyanlar, Eskişehirspor’un maçını seyrederken futbol öğrenirdi. Eskişehirspor, futbolu oynar ve öğretirdi. Fenerbahçelisi, Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı içinde pek çoğu, aynı zamanda benim ikinci takımım Eskişehirspor derdi. Bunu dedirtmek parayla, pulla olmuyor.”[8]

Amatör duyguların, istek ve inançla harmanlanması sonucu meydana gelen profesyonel takım, 1965 ruhunun ana öznesidir. Bu ruh zaman içerisinde kaybolmaya yüz tutsa da asla silinmemiş ve hafızalarda diri bir şekilde yer almıştır. Günümüzde 1965 ruhunu benimseyip, bu ruha dönüşü kendilerine şiar edinen Eskişehirspor tribünleri, bu noktadaki istek ve inançlarını, her dönemde şartlar ne olursa olsun yeniden gösteriyor. “1965 ruhuna döneceğiz / yarım kaldı işimiz / elbet bitireceğiz” düsturunca hareket eden başta Nefer ve Altes olmak üzere tüm tribün grupları, 1965 ruhunun mirasçısı olmanın verdiği bilinçle Eskişehirspor sevgisi ve tutkusunu yaşayıp yarınlara taşımanın kavgasını veriyorlar. Ne demiştik:

Şampiyonluk, tükenmiş nefeslere

Sinan’a, Edizlere

Hediyemiz olacak.

İnan Es Es

İşte o büyük gece

Şampiyonluk gelince

Bu şehir yıkılacak.



[1] “Eskişehirspor 53 Yaşında”, erişim 13 Haziran 2019,

https://www.eskisehir.net/yasam/hayata-dair/eskisehir/eskisehirspor-53-yasinda-iste-es-esin-tarihi

[2] GÜRSES Nedim (Yön), Omuz Omuza, Türkiye 2008

[3] “Tarihin En İyi Anadolu Takımları: Eskişehirspor 1970-71”, erişim 13 Haziran 2019

[4] AKGÜNGÖR İlker, Sevilla Porsuk’ta Boğuldu, Esquire Dergisi, Ocak 2003

[5] Tribünlerde bir efsane: Amigo Orhan, erişim 13 Haziran 2019

https://www.bbc.com/turkce/haberler/2013/08/130823_amigo_orhan

[6] GÜRSES Nedim (Yön), Omuz Omuza, Türkiye 2008

[7] GÜRSES Nedim (Yön), Omuz Omuza, Türkiye 2008

[8] GÜRSES Nedim (Yön), Omuz Omuza, Türkiye 2008

Top