Topuz: “Yazmak Kişinin Kendisi İçin Gerçekleştirdiği Bir Eylem”

Porsuk Kültür okuyucularının Kırklar kulübü sayfasıyla yakından tanıdığı Engin Topuz, Edebiyatın Haziran Mezarlığı, Şimdi Uzaklardasın, Potkal kitaplarının yazarı. Porsuk Kültür Yayıncılık, son romanı Flanör’ü eylül ayı içerisinde okuyucuyla buluşturuyor. Topuz, yazarlıkla ilgili gerçekleştirdiğimiz sohbetimizde, iyi yazmanın iyi okumaktan geçtiğini belirterek bir yazarın en iyi öğretmeninin yazdıkları olduğunu söyledi.  Flanör ’de, okuyucuyu insana dair birçok duygu bekliyor.

Yazma serüveniniz ile başlamak isterim, yazmaya nasıl başladınız?

İlkokulda Jules Verne ile tanıştım, o bana hayal kurmayı öğretti. Sonra Mark Twain ile tanıştım, uzun bir süre en iyi arkadaşım oldu. Yazmak, çocukluğumda bana bir büyü gibi geliyordu. Kitabın sayfalarına bakarak bir denizaltının içine girebiliyor, kelimeler beni Mississippi Irmağı’nın kıyısında dolaştırabiliyordu. Yazmanın ancak çok özel insanların becerebileceği bir şey olduğunu düşünüyordum. Harfleri bir araya getirerek insanları büyüleme sanatıydı edebiyat ve benim için çok uzak bir düştü. İlk öykümü ortaokulda ‘dönem ödevi’ olarak yazıp Türkçe öğretmenime teslim ettim. Hikâyemde mahallemizdeki kundura tamircisinin yaşadığı bir gün anlatılıyordu. İlk köşe yazım, okuduğum lisenin koridorlarındaki bir panoda sergilendi. Sonraki yirmi yıl yazdığım hiçbir şeyi yayımlamadım, bunun için çaba harcamadım. Yazdıklarımın çoğunu da yazdıktan kısa süre sonra yok ettim. Bunun sebebi çok açık bir gerçeğin farkına varmamdı: İyi yazmak için iyi okumak gerekiyordu. İyi okur olmak iyi yazar olmaktan zordu. Nitelikli okur olma yolculuğum devam ediyor. Şairin dediği gibi, insan önce usta oluyor, sonra sonra çırak… Ben de artık çıraklığa adım attığımı düşündüğüm zaman, kırk yaşımdan sonra ilk kitabımı yayımladım. On yıldır yazdıklarımı paylaşıyorum, yaklaşık beş yıldır da kitap olarak yayımlıyorum. Bu arada Jules Verne ve Mark Twain’den söz açmışken, liseden beri en iyi dostlarımdan biri olan Orhan Veli’yi anmasam olmaz. Orhan Veli ile tanıştığımdan beri “Gün olur, alır başımı giderim” diye mırıldanıyorum.   

“Her Seferinde Bir Öncekinden Daha Çok Heyecanlanıyorum”

Okuyucularınız bu ay içerisinde yeni kitabınız ile buluşacak ne hissediyorsunuz?

Çok heyecanlıyım. Dördüncü kitabım yayımlanıyor ve her seferinde bir öncekinden daha çok heyecanlanıyorum. Yazmak esasında kişinin kendisi için gerçekleştirdiği bir eylemdir. Hani sanat toplum için mi, yoksa sanat için midir, diye polemik vardır ya, aslında sanat sanatçının kendisi içindir ancak yazdığınızı yayınladığınız anda o artık sizden çıkmış, okurun olmuş oluyor. Yazdıklarımı ‘okur için’ yazmıyorum elbet, kendimi beğendirme gibi bir kaygım yok ama yayımladığıma göre ‘okura’ yazıyorum ve heyecanımın bir bölümü okurla aramda yeni bir köprü kuruyor olmak. Heyecanımın büyük bölümü ise ebediyetle kurduğum köprü… 

Son kitabınız Flanör’ün yaratım süreci nasıl geçti, okuyucular bu romanda yalnızlık duygusu ile mi karşılaşacak?

Yalnızlık bir duygudan çok bir durum aslında. İnsanın var olduğunu hissetmesi bir bakıma yalnızlığını da hissetmesidir. Kimi insan hayata tutunarak yaşar, kimi de katlanarak. Her iki eyleme de insanı iten yalnızlığıdır. Evet, romanda yalnızlık var, belki de “lüzumundan fazla yalnızlık” ama yalnızca yalnızlık değil, insana dair çok şey var, hemen her romanda olduğu gibi.

Flanör’ün yaratım süreci kendine özgü şartlarda gelişti. İki yıl önce başladığım sonra ilk sayfalarında bıraktığım bir dosyaydı Flanör. Pandemi süreciyle birlikte kaygılarımızla beraber eve kapandığımız dönemde yeniden ele alıp yazmaya başladım. Her roman okunacağı uygun zamanı bekler. Yazılmayı beklediği gibi…

   “Yazar kendini metnin akışına bırakmalı ve yazdığı hikâyenin sesini dinlemeli”

Yazarların kahramanlarına nasıl isim verdiğini hep merak etmişimdir, siz kahramanlarınızın kimliğini nasıl biçimlendiriyorsunuz?

Karakterlere isim koymak gerçekten zaman zaman çok zorlandığım bir durum. Ancak bu romanda, gerek kurgusu sebebiyle, gerekse az karakterli bir hikâye olduğu için çok güçlük yaşamadım. Kimlik biçimlendirmeye gelince; bir kurgu eser yazmanın en güzel yanlarından biri sürprizler barındırmasıdır. Bazen yazar kendini metnin akışına bırakmalı ve yazdığı hikâyenin sesini dinlemelidir. Her ayrıntısı ölçülüp biçilmiş, her sınırı önceden belirlenmiş hikâyeleri okumayı da sevmiyorum, yazmayı da. Edebiyat matematik değildir, denklemlere teslim edilmemelidir. Karakterlerin oluşumu için de bu geçerlidir. Her karakter baştan elbette yazar tarafından belirlenir ancak romanın tutarlılığına aykırı olmamak koşuluyla karakterler de yazarın öngörmediği davranışlar sergileyebilir. Gerçek hayatta çok iyi tanıdığımızı düşündüğümüz kişiler beklemediğimiz, onlara yakıştıramadığımız şeyler yapmıyorlar mı? Kendimizi bile tanıyamadığımız zamanlar olmuyor mu? Roman karakterlerine de bazı özgürlükler tanımak gerekir, ben öyle yapıyorum.   

Yazar kimliğinizin yanında siz bir eğitimcisiniz ve Manisa’da yaşıyorsunuz. Eserleriniz mesleğinizin, yaşadığınız şehrin izleri taşıyor mu?

Manisalıyım, Manisa’da Sosyal Bilgiler öğretmenliği yapıyorum. Tarih eğitimi aldım. Edebiyat ise her zaman bir tutku, handiyse bir yaşama sebebi oldu benim için. İlk romanım mesleğimin, Flanör şehrimin izlerini taşıyor. Şehrin bir karakter olarak yer aldığı romanları hep sevmişimdir. Flanör ’de de kent, bir mekândan öte bir roman kahramanı olarak yer ediyor. 

Edebiyatın Haziran Mezarlığı kitabında edebiyatımızdaki önemli yazarların ve şairlerin az bilinen yönlerini anlatarak, okuyucuyu 19 edebiyatçının mezarları arasında dolaştırıyorsunuz. Bu denemeyi yazarken zorlandığınız oldu mu?

Yazar ve şairlerin hayatları hep ilgimi çekmiştir. Küçüklüğümden beri her okuduğum kitapta yazarın doğum-ölüm tarihlerine bakar, kaç yıl yaşadığını hesaplarım. Romandan sonra en sevdiğim tür biyografilerdir. Dikkatimi çeken şeyleri not alırım. Bir gün notlarıma bakınca haziran ayında ne çok edebiyatçının öldüğünü fark ettim. Birçok insan haziran ayı dendiğinde Nazım Hikmet, Orhan Kemal, Ahmed Arif’in o ayda öldüğünü bilir, ama diğerlerini saymakta güçlük çeker. Ben bu bilgiyi fark ettikten sonra hayal dünyamda bir gezintiye çıktım. Haziran ayında ölen 19 edebiyatçının mezarları arasında, haziranda doğan Attilâ İlhan’ın dizelerini de heybeme koyarak dolaştım. Edebiyatın Haziran Mezarlığı adını verdiğim yazı böyle çıktı. Sonra başka edebiyatçıların da az bilinen yönlerini anlattığım diğer yazılarla birlikte bir kitaba dönüştü.    

Yazmak isteyen ancak nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için tavsiyeleriniz neler olur?

Yazmaya başlasınlar! İsterlerse ilk cümleye, nasıl yazmaya başlamaları gerektiğini bilmediklerini yazsınlar. Bir yazarın en iyi öğretmeni yazdıklarıdır.

Top