Tabu ve Tamu: Parmak Hesabıyla İki Kişi – Ahmet Balcı

“Gerçekten de yaşayarak intihar ettiğimizi söyleyebilirim.”Kitaptan

Türk edebiyatının son zamanlardaki gündemi pek hareketli. Hangi yazarların gerçekte yazar olup olmadığı, sunulan eserlerin edebi içerikleri, edebiyata ne kadar dahil oldukları, ne kadar olmadıkları, yetkinlikleri, ahbap-çavuş ilişkileri ile edebiyatımızın ne kadar kotarılabileceği gibi pek çok tartışmanın tam ortasında olduğumuz zamanlardayız. Bununla birlikte üzerinden geçen onca zamana karşın, hayata dair hususların ne kadarının edebiyata dahil olup, olmaması gerektiği konusunda da bir fikir birliği yok. Bir yanda cinayetin, tecavüzün, cinselliğin, küfürlerin de edebiyata dahil olması gerektiği savunulurken, öte yanda edebi mahfillerin de dışına taşan “böyle şeyler düşünüp yazabilenler sapıktır” görüşünü savunan okur dahi olmayan kitlelerin baskısı altında eziliyor yazın hayatı. Oysa edebiyatın belki de en önemli vasfı; insana kendisinin, düşüncelerinin, yaşadığı hayatın “ne olduğunu, olacağını” göstermek, anlatmaktan ibaret olmasıdır. Toplumların içinde bulunduğu, bulunacağı, bulunması gerektiği yaşam koşullarını anlatan bir yazınımız olmadıktan sonra edebiyata ne hacet? İşte bütün bu girizgahta işaret edilmiş her konuyla doğrudan ilişkili olmasa da sizinle tanıştıracağım kitap ve o kitapta geçen öyküler üzerinden bazı şeylere tekrar temas edeceğim o ana geldik. Misal, ahbap-çavuş ilişkisi ile başlayalım. Ahmet Balcı çok sevdiğim bir dostum. Ancak bu hâl sadece dostum olması sebebiyle, kitabını övüp, göklere çıkartacağım anlamına gelmiyor. Bugün onun öykülerini bir araya getiren Parmak Hesabıyla İki Kişi’nin burada anlatılmasının yegane sebebi, hakkında bahsedilmeye, övülmeye ve tavsiye edilmeye değer bir kitap olmasından başka bir şey değildir. Üstelik şerh düşeceğim eleştirilerim de var. Çolpan Kitap tarafından yayınlanan kitaba geçmeden önce, yayınevinin son dönemde ardı ardına çıkardığı güzel kitaplarla dikkat çektiğini söylemem şart. Bunun yanı sıra, kitaptaki öyküleri bitirdikten sonra, bu kitap için seçilebilecek en uygun kapak tasarımını seçtiklerini sizler de takdir edebilirsiniz. Burada tek tek öykülerin çözümlemesini yapmayacağım. “Edebiyatta yenilik” çığlıklarının ortasında, on hikayeden oluşan bu kitap özellikle üç-dört hadi bilemediniz beş hikaye bu çığlıkları bastırabilecek nitelikte. Ahmet Balcı’nın öykülerinde, özellikle öykü karakterlerinin bir kısmında ciddi bir sirk havası hakim. En gotik, karanlık gözüken karakterlerin birden palyaçovari bir diyalogla öykünün bağlamındaki ciddiyeti paramparça ettiğine şahit olabiliyorsunuz. Yazının başlığından anlayabileceğiniz üzere yazarın tabulara karşı bir hassasiyeti var. Üstelik bu tabuları hassasiyeti olanları kızdırma ihtimaline karşın epey eğlenceli bir şekilde parçalama istidadına da sahip. Kainatın simülatörü ile yılışarak muhabbet edebilecek, müridanlık kurumunun motivasyon sebeplerini bazı harflerin eksikliğiyle eğip bükebilecek öykülere hayat vermiş olması ilgi çekici. İkili ilişkilerin boğucu detaylarını, okuru boğmadan aktarabilen öyküler de var. Yazarın postmodernizmin tabularını yıkmak gibi bir amacı ve mesaisi olup olmadığını hiç konuşmadık. Fakat favorim olan bir öykü var kitabın içinde. Adını zikretmeyeceğim ama yazar postmodernizmin sınırlarını da biraz zorlayayım demiş. Yazarın güldüren, eğlendiren insan olmanın kişiye saygınlık kaybettirmesi ve toplumumuzda aşağılık sayılmasına karşı itirazlarını çok iyi bildiğim için öykülerindeki neşeli üslubun yadırganacağına dair bir endişem var. Oysa üslubu, belki de biteviye aranmakta olan “edebiyata yeni bir soluk getirme” işlevini fazlasıyla yerine getiriyor. İlişkilerin cehennemî çıkmazlarını naif öpüşme ve el ele tutuşma saflığıyla gizlemeye çalışması ise eleştiriye tabi bir husus. Yazının başında söylediğim gibi hayata dair her şey edebiyatın konusu olmalı diye düşünüyorum. Ve fakat uzmanlar, üstadlar, papyonlu büyük biraderler bu hayata dair şeylerin hangi miktarda, ne oranda hikayelerde yer alacağına dair büyük ahkamlar kesiyorlar. Mesela hiç küfür etmeyen insanlarmışız gibi herhangi bir öyküde küfür eden karakter gördüğümüzde, henüz kaynamış süte daldırılıp çıkartılmış tahta kaşıklar gibi bunu yadırgamamız tuhaf. Bu anlamda yazarın öykülerdeki karakterlerinin küfürbazlığını “yanınakoymak” gibi dilin imkanlarını zorlayarak geçiştirmeye çalışıyor olması ile ilişkilerdeki safiyane anlatım arasında bir uçurum yok değil. Elbette kendisinden tüm detaylarıyla sert bir sevişmeyi veya tecavüzü tasvir etmesini beklemiyorum bir okur olarak. Sadece dengeli anlatımına rağmen sessizce tabuları parçalayan bir kalemin, bu tip sadeleştirmelerle öykülerini tamunun kendisi hâline getirmesi endişesi belki de. Bu küfür sadeleştirmesi kendi tasarrufu mu yoksa bir yayımlama tercihi mi bilemiyorum. Ancak rahatsız olunsa dahi küfürlerin en yumuşak geçişle, minimum sansürle de olsa metinlerde yer alması gerektiği görüşündeyim. Sonuçta Cem Yılmaz’ın askerlik anılarından mülhem “bu kadar imkan olmayıp da, bu kadar koyulan” bir toplum olduğumuz gerçeğinin yüzümüze vurulması şart.  Hatta yazarın koca bir üşengeçlik destanı yazmasından mütevellit bunları yazmaya üşenmemeli ve kabullenebilmeliyiz. Çok da uzatmadan son sözlerime geçeyim. Parmak Hesabıyla İki Kişi, farklı öykülerde size yazma arzusu kazandırabilecek, eğlenceli, düşündürücü, tabulara bakış açınızı değiştiren, yer yer ciddi eleştirileri bünyesinde barındıran kaliteli öykülerle dolu bir kitap. Yazara ve kitaba dair en önemli dileğim ise hak ettiği değeri görmesi. Zira yazdığı öyküler, ahbap-çavuş ilişkileriyle değil, edebi normlarla ele alındığında, habire köşeye sıkışmış olan öykücülüğümüz için yeni kapılar açabilecek nitelikte. 
Uzun aralıklarla kitaplardan bahsediyor olsak da Kara Kütüphane ve Kitaplarla kalın.

Kaynak

Top