SCHRÖDİNGER’DEN MASALLAR

Edwin Schrödinger ismi ilgilisi dışında okur için ne anlam ifade ediyor bilemiyorum. Ancak kuantum fiziğinin, paranormal yarı bilimsel falcılığa dönüştüğü çağımızda “Schrödinger’in Kedisi” lafzının adı anılan fizikçiden çok daha fazla duyulduğu, kısmen bilindiği, kısmen uydurulmuş gerçeklikler üzerinden tanımlandığına daha sık rastlanılır. Schrödinger’in Kedisi olarak bilinen düşünce deneyini tafsilatlı olarak anlatmaya çalışarak gözlerinizi yormak istemezdim. Lâkin yazının hitamında ulaşmak istediğim noktaya giden yol, biraz da bu deneyden, sonuçlarından neler anlaşılabileceğini izahtan geçiyor.

Takvimler 1935 yılını gösterdiğinde Edwin Schrödinger amiyane tabiriyle izah edecek olursak, bir parçacığın aynı anda birçok farklı yer, pozisyon ve durumda oluşunun üst üste gelmesi diyebileceğimiz süperpozisyonla ilgili bir düşünce deneyine imza attı. Deneye göre hayali bir kutu içerisinde bir kediyle birlikte, patlaması, bir radyoaktif çekirdeğin belirli yönde bozulmasına bağlı olan silah mekanizması olduğu düşünülecektir. Kutuyu açtığınızda kediyi ya canlı ya da ölü olarak bulma ihtimaliniz üst üste gelmiş, yani kuantum mekaniğine göre süperpozisyon gerçekleşmiş olacaktır. İşin düşünsel boyutunda dile getirilense, kutunun açılmadığı hâlde esasen kedinin kuantum pozisyonunun aynı anda hem canlı, hem de ölü olması durumudur. Burada bahsedilen ihtimaller yüzde elli, elli bölünmüş olarak değil, aynı anda yüzde yüz ihtimalle canlı veya ölü olmasıdır.

Deneyin kuantum kuramı dışında felsefi tartışmalarda yer bulmasının sebebi bu aynı anda “olma” hâlidir. Fikri anlamda paradoks olarak nitelendirilse de, kuantum fiziği dinamikleri doğrultusunda Schrödinger’in kedisinin aynı anda iki oluş pozisyonunda birden bulunması mümkündür. Zihninizde canlandırmaya çalıştığınızda, bu ana süreklilik kazandırıyor olabilirsiniz. Lâkin süperpozisyon denen durumun ölçüldüğü ana tabi olduğu, geçerliliğinin ölçüm anıyla sınırlı olduğunun akıldan çıkarılmaması gerekir.

Ayrıca süperpozisyon durumunda kedinin ölü veya canlı olması diye sınırlanmış iki hâl olmadığını esasen birden çok hâlin aynı anda var olduğunu da unutmamak gerekir. Elbette mutlak sonuç için yaşam ve ölüm baremleri dikkate alınsa da, kedinin yarı canlı/yarı ölü olması veya hiç var olmamış olması ihtimallerini de hesaba katmak gerekir.    

Bütün bu ihtimaller ışığında filozofların kafasını karıştıran olguların varlığı da söz konusu. Her ne kadar kuantum kuramında birden fazla hâlin aynı anda var olması mümkün gözükse de, varlık felsefesinden hareketle aynı varlığın iki ayrı varlık mertebesinde aynı anda var olmasının anlamlandırılmasında sıkıntı çekilmesi doğal. Oysa günümüz bilim-kurgu eserlerinin üzerinde durmaktan çok hoşlandığı “çoklu evren” ve onun bir alt yorumu olan “paralel evren” teorileri, kuantum kuramının süperpozisyon algısında kurgusal addedilemeyecek bir gerçekliktir. Konuyu Hugh Everett’in, Çoklu Evren Teorisi ve “dolanıklık” kavramlarına getirebilirim. Ancak kuantum kuramının önümüze koyduğu, aynı zamanda felsefi problemlere de yol açan aynı anda farklı hallerde var olma konusuna yönelmeyi tercih edeceğim. Bunun için de oturmuş kullanım kalıplarımız itibariyle geride kalan, eski insanlara ulaşmak için “geçmiş” diye adlandırdığımız kurgusal zaman dilimine dönmem gerekiyor.

Geçmişte yaşayan insan gruplarına baktığımızda, bilgimizin çok daha fazla olduğuna dair bir ön kabule sahibizdir. Neticede onlar ilkeldir, insan gelişmek üzeredir ve gelişmiştir diye düşünmek bir anlamda da hoşumuza gider. Platon’un “bilmek hatırlamaktır” sözleri bu noktada bir an olsun duraklayıp nefes almamız gerektiğini fısıldıyor bizlere. İnsanın evrimini, kendi uzuvları, akıl yürütmesi sayesinde inşa ve icat ettiği araçların teknolojik gelişimiyle paralel tutarsanız, elbette geçmiş ilkel, gelecekse medeni algılanacaktır. Oysa kuantum kuramının sevimli kediciği hakkında öğrendiklerimizle harmanlayarak zaman felsefesi açısından bu problemi ele aldığımızda geçmiş, şimdi ve gelecek aynı anda birlikte vardır diyebiliriz.

Sandığımızın aksine A noktasından B noktasına çekilmiş bir çizgi olmadığı iddia edilen zaman, A ve B noktalarının ve dahi arasına çekilen çizginin aynı anda üst üste gelmiş olmasıdır. Zamanı çizgi olarak değil, bir nokta olarak da sınırlandıramayız zira tıpkı Şıro (kediye bir ad verme zamanı gelmişti) gibi hem nokta, hem çizgi, hem A, hem de B aynı anda farklı görünümleri olan zamanın ta kendisi diyebilmeliyiz.

Kurcaladığımız problemin nihayetinde hepimiz bir anda 10 üzeri katrilyonlarca farklı hâlde yaşayan, yaşamış, yaşayacak varlıklarız demektir. Ancak zamanın bu üst üste gelmişliği aynı zamanda günler, haftalar, aylar diye nitelediğimiz tüm ölçü birimlerinin de bir süperpozisyondan ibaret olduğunu göstermektedir.

Peki, bu hususun geçmişte yaşayan insanların ilkel olmamasıyla nasıl bir alakası olabilir?

Yazının icadından öncesi insanlık tarihini görmezden gelmekten hoşlanıyoruz. Fakat bir ayrıntı olarak sözlü aktarım geleneği, “bilmenin hatırlamak” olduğunu savunmak istersek çok daha anlamlı hâle geliyor. Zira binlerce yıl öncesinin hikâyeleri, masalları, bilgileri günümüze sözlü aktarım geleneği sayesinde ulaşabildiğini artık kabul ediyoruz. Medeni ve gelişmiş olduğu savına sarılan insanlar, Firavun Thamus’un Mısır tanrısı Thoth’a çıkışmasında sunduğu öngörüden mütevellit, ‘insanlık, alfabenin icadıyla sembollere bağlı kalarak hatırlama vasıflarını yitirmeye başlayacaktır’. Teknolojinin ilerlemesiyle bu hatırlama vasfını günümüzde sanal bulutlara, harici belleklere, akıllı telefonlara devreden insanlar, bırakın binlerce, yüzlerce, onlarca yıl öncesini bir önceki günü hatırlamakta bile zorluk çekmektedirler.

Çok değil yüz sene önce, hafızasında tonlarca anı, bilgi, öykü, masal, fıkra bulunan insanların yerini, bir telefon numarasını hatırlayabilmek için elindeki dikdörtgen nesneye bakmak mecburiyetinde hisseden varlıklar almıştır. Sözlü aktarım geleneğini Sokratvari bir kutsamayla yüceltip, “lanet olsun teknoloji” sloganları atacak değilim. Ancak sözlü aktarım ve/veya bilmek için hatırlamak gibi dürtülerimizin kaybolmakta olduğunun da kabulü gerekir. Bir sonraki nesle bilgileri aktarmak mânâsında görevi bireylerin dudaklarından alıp, genlerinde saklanmaya iten şey kelimelerin anlamını yitirişimizle de alakalı olabilir. Anlamı yitirmek kısmını biraz açayım.

İngilizcede “once upon a time” diye söylenen bilindik bir masala giriş kalıbı vardır. Bu giriş cümlesinin dilimizde pek çok farklı karşılığı var. Lâkin kalıp çevirileri incelemek yerine, orijinal cümleyi parçalayarak irdelediğimizde karşımıza bir hâl çıkmaktadır. Cümleyi “vaktin üzerinde bir zaman” diye birebir çevirdiğimiz, esasında hem çoklu evren, hem de süperpozisyona dair bir ışık parlıyor zihninizde. ‘Anlam’a malik olmayı başardığımızda, kalıp çeviri hallerinin de aynı duruma işaret ettiğini görmekteyiz. Misal, ‘evvel zaman içinde’ kalıbını “zamanın öncesi” veya “önceki zaman” olarak anlamlandırdığımızda Şıro adlı kedimizin önce ve sonrasını yani kutunun içinde ölü ya da canlı bulunma ihtimallerinin üst üste oturuşunu görebiliriz.

Eski insanlar ilkel olmadıkları gibi bilgeydi muhtemelen. Masallarımıza başlayışımızın en bilinen hâlinin aslında insanlara, hayata, inanca, felsefeye, kuantum kuramına dair çok daha fazlasını anlattığını, Şıro’yu kutuya koymadan binlerce sene öncesinde bu düşünce deneyinin defalarca kez yapıldığını içten içe biliyor olmalıyız. Kelimeler masalcının ağzından döküldüğü anda, bir kuantum kuramı odağında anlamıyor oluşumuz muhtemel. Zira zaman geçtikçe kelimeler anlamını yitiriyor, işitiyor ama duymuyoruz. Sözcükler kulağımızdan beynimize anlamlandırılan değil adlandırılan sinyaller olarak gidiyor ve beynimizin nadasa bıraktığımız anlamlandırma tarlalarında ekin bitmediği için öylesine işitip unutuyoruz. Hatırlayamıyoruz.

Oysa bilmek hatırlamak değil miydi? Siz de Schrödinger’in, üzerine pek çok yorum yapılmış, farklı pek çok kuramı açıklamış düşünce deneyini küçüklüğünüzden beri işitiyor veya fısıldıyor olabilirsiniz. Üstelik bu çağrı tahminimizden çok eski ama zamanın süperpozisyon hâlinde hepimiz için yepyeni bir cümle. Bilemiyor musunuz? O zaman hatırlatayım;

Bir varmış, bir yokmuş!

Görsel

Top