”Saz başlayınca, söz susar”: Seymenler


Seymen, seğmen
 ya da seyman, eski Türk boylarında göçebe kervanlarını koruyan silahlı birlik, kolcu. Yerleşik hayata geçilmesiyle Anadolu’da köyden köye gelin almaya giden damat tarafının atlı, davullu, zurnalı, silahlı ve cepken giyinmiş delikanlı alayına dönüşmüştür. Hakaniye Türkçesindeki Sökmen ( yiğitlere verilen ünvân) sözcüğünden türediği var sayılır.

Şehrin devlet merkezi olması neticesinde meydana gelen hızlı teknolojik gelişmeler, tabiî olarak kültür yapısını da etkilemiştir. Ancak, söz konusu değişme ve gelişmeler şehrin geleneksel kültürü içerisinde özel bir yeri bulunan “seymenlik geleneği” hayatını devam ettirmiştir. 21. yüzyıla beş milyonluk nüfusa sahip büyük ve modern bir başkent olarak girmeye hazırlanan Ankara’da seğmenlik geleneği bugün bir dernek çatısı altında korunarak, yürütülmektedir. Atatürk’ün “seymenlik geleneğini yaşatın” talimatıyla 1932 yılında kurulan Ankara Kulübü Derneği bu geleneksel kurumu ilelebet yaşatma çabası içerisindedir. *

Günümüzde seymenler bir geleneğin koruyucuları olsalar da evvel zaman içinde birer silahlı birlik olarak hakanın safında yer almışlardır. Ne zaman ki yeni bir hakan gelse, yeni bir devlet kurulsa, seymenler sancağı çekip hükümdarı ilan ederlerdi. Seymen alayı düzülür ve seymen sancağı çekilirdi. En son çekilen seymen sancağı 27 Aralık 1919’a rastlar ki bu da son Türk devletin kuruluşunu sembolize eder.

Seymen Alayı Düzülmesi’ni Enver Behnan Şapolyo şöyle anlatmaktadır:

“Ankara halkı, tarihin pek eski devirlerinden beri Seymen Düzülme adı verilen bir Türk ananesini millî vicdanında gizli bir sihir olarak yaşatmakta idi. Seymen alayı, daima kızılca günlerde kurulurdu. Yani millî felâket günlerinde, bir beyliğin ve devletin yıkılış sıralarında, halk yeni bir devlet kurmak ve başlarına Çağı devam eder, 35 yaşından yukarı efelere de “Dölekleşiyor (ihtiyarlıyor)” tabiri ile Kart Traş Efe denirdi. Seymen düzülme, toplu ve millî bir galeyan anıdır. Bunun ufak bir şekli de bayram ve düğünlerde kurulurdu. Seymenler o gece “Sinsin” denilen bir ateş oyunu oynarlardı. O gece bir dağ yamacında veyahut bir tepede büyük bir ateş yakarlar, Maşatama denilen demirden yapılmış büyük bir çanağın içine yağlı çıra koyarlar bu ateşin etrafında davul ve zurna çalarak Zeybek oynarlar. Bu ateşin üstünden atlayarak bir nevi tura oyunu oynayarak sabahı ederler. Bazen bu ateşe koç atarlardı.”

Davul ve zurna aslında Mehter’in anasıdır, Türk geleneğinde yalnızca eğlence amaçlı kullanılmaz aynı zamanda cengaver yönünü de temsil eder. Bu nedenle eskiden hükmü eline alan hakanlara sancak ve davul hediye edilirdi. Bu davul aslında bir gücün sembolüydü. Hakan davula sahip olduğu sürece hüküm verme hakkına da sahip oluyorlardı. Bu güç sembolü, altında yatan bu sebeplerle asırlardır seymenlere eşlik etmiştir. Bu nedenle de ”saz başlayınca, söz susar.”

Kıyafetleri de ona göre seçilmiştir. Seymenler ayaklarına gön ayakkabı, yemeni ve tiftikten diz çorabı giyerler. İçlerine Osmaniye kumaşından içlik ve içliğin üstüne sırmalı camadan (bir tür kısa yelek), bellerine de şal sararlar. Aynı zamanda yanları siyah şeritle süslü mavi veya lacivert zıvga (bir çeşit şalvar) giymekteydiler. Şal kuşağın üstüne bir silahlık, içine de som saplı dedikleri beyaz kemikten bir hançer ile gümüşlü tabanca yerleştirirler. Omuzlarından aşağı gümüş atmalı köstek, kollarında gümüş pazıbant, boyunlarından atma dört köşeli ve üzeri süslü gümüş hamaylı takarlar. Hamaylının içinde kurşun geçirmesin diye yazılı bir dua bulunur. Başlarında fes, üzerinde siyah bir püskül ve poşu denilen ipekli bir yazma bağlarlar. *

Anadolu geleneğinde köklü yer edinen seymenler, özellikle Ankara’da, geleneklerini yaşatmaya devam etmektedir. Sırf bu gelenek bitmesin diye Ankara Kulübü Derneği var gücüyle çalışmalarına devam etmektedir. Yeni nesle hem seymenlik oyunlarını hem de geleneklerini öğretmektedirler.

Top