Ronay Gökçe doğanın nimetlerini ışıklandırıyor!


Kurumuş ağaçlara yeni bir soluk getiren Ronay Concept markasının yaratıcısı Ronay Gökçe ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

-Hikayenizi en başından dinleyelim. Ronay Concept nasıl ortaya çıktı?

Çocukluğundan beri hiç boş durmayan, sürekli bir şeylerle uğraşan, eldeki eski materyalleri revize etmeye çalışan, henüz ilk okul 6. sınıfta olmayan imkanlarla özgün bir motosiklet yapmaya çalışan, 8. sınıf öğrencisiyken ahşap ağaç ev yapan (burada şunu söylemeden geçmek istemiyorum; normal bir kat yüksekliğinden daha fazla yüksek bir ağaç üzerine yaptığım eve 11 kişi çıktık. Hiçbir şey olmadı ve ağaçlar kesileceği zaman sökmeye çalıştılar ama sökemediler. Sökemeyince güzel bir fırça yemiştim. Ama o fırçaya sebep olan konu benim için bir övünç kaynağıydı aslında 🙂 , gezmeyi dolaşmayı seven, doğanın bir parçası olduğunu hisseden ve bunu isteyen; başını yastığa koyduğu her gecenin sabahını kendi işini kurmanın hayalleriyle getiren, isminin anlamı aydınlık olan ve henüz ilk okul 3. sınıfta başlayıp 14 yıl süren sevdasını yaşadığı kadın için kendi el emeğiyle sevdiği kadının gecelerini aydınlatmak için tamamen özgün bir lambader tasarım fikriyle ortaya çıkmış ve devamında fazlasıyla keyifli bir uğraş olduğu için hobi olarak devam etmiş, ardından otostopla arabasına bindiği bir kadının da desteğiyle (tabi sonrasında destekten çok köstek olmasına rağmen) profesyonel olarak Ronay Concept marka halini almış bir inşaat mühendisliği öğrencisinin hikayesi bu.

-Kullandığınız materyallerin çoğu doğada bulunan maddeler. Hayal gücüyle birleşince ortaya yepyeni bir oluşum çıkıyor. Yine de ilham aldığınız sanatçılar var mı?

Evet dediğiniz gibi kullandığım materyallerin çoğu doğada var ve bu işin en sevdiğim yanı. Çünkü gelişen teknoloji ve değişen dünya koşullarında gittikçe doğadan uzaklaştığımız bu devirde bir parça da olsa doğanın huzurunu insanların evinde hissettirmek güzel bir duygu. İlham konusuna gelecek olursak, elbette ki bütün insanlar sürekli doğa ve diğer insanlarla etkileşim içinde olduğundan başka birinden etkilenmemek mümkün değil. Fakat doğrusunu söylemek gerekirse bu konuda özellikle takip ettiğim bir sanatçı yok. Hatta bazen arkadaşlarım bu tarz tasarımları gördüklerinde bana göndermelerine rağmen bakmamaya çalışıyorum. Çünkü başka bir sanatçının yaptıkları tasarımlarla fazla ilgilenmek kendi özgünlüğümü yitmeme sebep olur. Belki benden daha iyisini yapıyor olabilir ama o onun bakış açısı. Aksi halde yaptığım şey sanattan ziyade zanaat olarak kalır.

-Bir atölyeniz mi var? Bu şaheserleri nerede üretiyorsunuz?

Hayır henüz kendi atölyem yok maalesef. Fırsat buldukça başka atölyelerde üretim yapmaya çalışıyorum. İmkan yakaladığım ilk an kendi atölyemi açmak istorum tabi. Çünkü başka birinin atölyesinde gerek fiziksel olarak gerek ruhsal olarak rahat olmadığınız zaman kapasitenin tamamını işlerinize aktaramazsınız. Ne yazık ki ben de şuan o dönemleri yaşıyorum.

-Tamamen el emeği ürünleriniz var. Bana kalırsa ölmek üzere olan ”oymacılık” mesleğinin de bir kolunu icra ediyorsunuz. Sanat nasıl ölmez? Modern dünyaya göre şekil değiştirebilir diyebilir miyiz?

Sanat ticari geçim kaygısı yaşamaya başladığı an ölme tehdidiyle ister istemez er ya da geç karşılaşacaktır. Fakat ticaret için sanat değil de sanat için ticaret yapan bir kişinin ellerinde değil de ruhunda biriktirdiği sanatçı kişiliği inanıyorum ki her zaman yaşayacaktır. Ve dediğiniz gibi modern dünya sürekli bir değişim içindeyken değişmeden kalmak mümkün değildir. Ama sanatçı değişen dünyayla birlikte sanatçı kişiliğini kaybetmezse değişen dünyayla beraber sanatının ölmemesi bir yana değişime yön bile verebilir.

-Son sözü size bırakalım…

Doğaya saygımızı kaybetmediğimiz, beton yığınlar içinde ömür geçirmek zorunda kalmayacağımız, güzel, mutlu, umutlu, huzur ve aydınlık dolu günler geçirmek dileğiyle…

Teşekkür ederim

Ronay Concept

Top