Romanlara Adlarını Veren Mekânlar

Bir romanı mekânsız düşünemeyiz, bundan dolayı da mekân romanın en önemli unsurlarından biridir. Mekân hayatı, roman karakterlerini ve toplumu hatta dönemi tanıtmak ve anlamak için bazen kurguyla bazen de gerçeklikle aktarılan bir unsurdur bundan dolayı da kimi zaman mekân ana unsur iken kimi zaman da karakterleri ve yazarı tanımamıza yardımcı olan yan unsur olmaktadır ve unutmamak gerekir ki sadece romanlarda değil günlük hayatımız da her zaman mekân ile ilişkilidir.

Mekân kavramının TDK anlamı ‘yer, ev, bulunan yer ve uzay’dır. Arapça ‘kevn’ sözcüğünden türemiştir ve ‘yer, pozisyon, uzam, uzay ve varoluş’ anlamlarına gelmektedir. İngilizce de ise ‘space’ sözcüğünün karşılığıdır. Öyleyse romanın belirleyici öğesini bir de gerçek mekânları konu edinen ve romanlara ismini veren eserlere göz atalım.

İlk olarak Yusuf Atılgan’ın, ikinci kitabı, 1973 tarihinde yayımlanmış olan Anayurt Oteli adlı romanını ele alalım. Tek karakter üzerinden giden roman, Ege kasabasında yer alan Anayurt Otelinin kâtibi Zebercet’i konu edinir. Dış dünya ve insanlarla olan ilişkisi sınırlı olmakla beraber otel de sadece kendisi ve etrafı düzenleyen kadından başkası yoktur. Gecikmeli Ankara treniyle otele bir kadının gelmesi ve bir gün kaldıktan sonra tekrar geleceğini söyleyip gitmesi ile başlar. Zebercet ise kadının geri dönmesini bekler ve o süre zarfınca olumlu anlamda düzelmeler yaşar ama bir süre sonra gelmeyeceğini anlar ve eskisinden daha kötü bir hal alır. Ruh sağlığının tamamen bozulmasıyla birlikte etrafı düzenleyen kadını öldürmesi sonrasında kendisini asması ile roman son bulur. Ömer Kavur tarafından 1987 tarihinde aynı adla sinemaya taşınmıştır.

Agatha Chirstie tarafından 1933 yılında İstanbul’da Pera Palas Otel’de yazmış olduğu Doğu Ekspresinde Cinayet adlı romanı. Agatha Christie’nin meşhur karakteri Hercule Poirot’un Ortadoğu’dan kalkan Orient ekspresle seyahati esnasında bir cinayet işlenir. Her ne kadar tatilde olsa da Hercule Poirot trenin idaresinden sorunlu kişinin yardım istemesi sonucu kıramaz ve ustalığı, bilgeliği, deneyimleri sayesinde cinayeti çözmesini konu alır. Kenneth Branagh tarafından 2017 tarihinde aynı adla sinemaya uyarlanmıştır.

Alman edebiyatının en önemli romancıları arasında yer alan ve Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Thomas Mann tarafından yazılan Venedik’te Ölüm romanı 1912 yılında yayımlanmıştır. Ünlü yazar olan Aschenbach normalde hiçbir yere gitmeyen bir kişiyken Venedik’e gitmeye karar vermesi ve sonrasında yaşadıklarını anlatır. Roman insanlığın trajik yaşamını ele alır. Polonyalı genç bir kadın olan Tadzio’nun güzelliğine vurulur ve tüm vaktini Tadzio’yu gözlemleyerek geçirir. Aralarındaki yaş farkını kapatmak ve genç görünmek için birtakım uygulamalar yaptırır. Bunca şey yaparken Venedik’te aniden bir salgın belirir ve herkes Aschenbach’a şehri terk etmesi gerektiğini söyler ama Tadzio için Venedik’te ölmeye bile razı gelir ve nitekim sonu da öyle olur. Salgına yakalanır, bir gün otel de rahatsızlanır ve ölümü ile roman son bulur. Luchino Visconti tarafından 1971 de aynı adla sinemaya uyarlanmıştır.

Mısırlı yazar ve Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Necib Mahfuz tarafından yazılan Kahire Üçlemesi Saray Gezisi (1956), Şevk Sarayı(1957) ve Şeker Sokağı(1957) adlı kitaplarının serisinin adıdır. Üçlemenin ilk kitabı Saray Gezisi romanı Kahire’de yaşayan Ahmed Abdülcevat ailesinin, evde herkese eziyet eden despot bir baba olan Ahmed Bey’in dışarıda herkesle samimi ve arkadaş olması, kadınların dışarıya tek başına çıkmasının yasak olduğunu Emine Hanım’ın ve evde baba baskısından nasibini alan çocukların, I. Dünya Savaşı döneminde yaşadıkları anlatır. Şevk Sarayı adlı ikinci kitapta ise Abdülcevat ailesinin hikayesi ikinci kuşak olan çocukları, Yasin, Kemal, Hatice ve Ayşe, üzerinden devam etmektedir. Kitap ismini Yasin’in evinin bulunduğu sokaktan alır. Son kitap olan Şeker Sokağı ise üçüncü kuşağı, torunlarını, konu alır. Artık herkes eskisi gibi değildir. Ahmed sokakta yürüyemez hale gelmiştir ve Emine kimseden izin almadan dışarıda özgürce dolaşabilmektedir. Din, gelenek ve modernleşmenin arasında sıkışıp kalan bir ailenin hayatında birinci kuşaktan üçüncü kuşağa kadar nelerin değiştiğine ve bununla birlikte Mısır toplumunun da değişim sürecine tanıklık etmiş oluyoruz. 

James Joyce’nin 1914’te yayımlanan Dublinliler adlı öykü kitabında ise çocukluktan yaşlılığa doğru seyir gösteren 15 öykü yer alır. Dublin’de doğmuş olan James Joyce, yine buranın ücra köşelerinde hayatına devam eden yoksul ve orta sınıf halkın hayatlarını anlatır ve toplumsal sorunlara ışık tutar. Kız Kardeşler adlı ilk öyküde Peder Flynn’in ölümü ardından bir gencin konuyla gelişigüzel ilgilenmesini konu edinir. İkinci öykü olan Bir Karşılaşma ise okuldan kaçan iki çocuğun yaşlı bir adamla karşılaşmalarını anlatır. Üçüncü öykü Araby ise arkadaşının kız kardeşine aşık olan bir çocuğun Araby pazarından sevdiği kıza hediye almak istemesi ama sonucunda başarısız olmasını konu alır.  Eveline’de ise bir kadının sevgilisi ile deniz yolu aracılığıyla İrlanda’dan kaçmak istemesini değerlendirir. Yarıştan Sonra adlı öyküde ise kolejde öğrenci olan Jimmy Doyle’nin zengin arkadaşları arasında uyum sağlamaya çalışmasını anlatır. Altıncı öykü olan İki Kafadar ise iki hırsız olan Lenehan ve Corley’in patronlarından bir şey çalmaya razı bir hizmetçi ile buluşmasını konu alır. Pansiyon ise Mrs. Mooney kızının Mr. Doran ile evlendirerek sınıf atlamasını sağlamasını anlatır. Küçük Bir Bulut’da küçük Chandler’in bir arkadaşı ile yemek sırasında yazar olmayı istemesini hatırlaması ve eşinin kendisinden ziyade dikkatini küçük çocuklarına yöneltmesi sonucu duyduğu duygusal boşluğu ele alır. Suret’te ise kâtip Farrington aracılığı ile iş hayatının acımasızlığını dile getirir ve bununla birlikte alkol bağımlısı olması ve şiddet eğilimi göstermesi sonucunda oğluna kötü davranmasını konu alır. Onuncu öykü olan Toprak ise çamaşırhanede çalışan Maria’nın yoksul hayatının bir günlük dışına çıkıldığı günü konu edinir. Acı Bir Olay’da ise yazar Bay Duffy’nin sıradan evindeki sıradan eşyaları arasında bir gezintiye çıkarır okuru. İdarehanede Ulusal Bayram Günü ise kamusal alanda önemli olan idarecilere, rahiplere yer verir. Bir Anne adlı öykü, bir kadının bambaşka olması ama yine de diğerlerinden aşağıda kalmamasını konu alır. Arınma Mr. Kernan’ı arkadaşları tarafından dindar olmaya yönlendirilmesini anlatır. Son öykü olan Ölüler ise ölümü, aşkı ve anlamsızlığı anlatır. James Joyce’un detayları aktarma hususuna ne kadar dikkat ettiğini hikayelerde ki bir eşyayı ince detaylarla anlatması, onları canlı olarak görmesi ve seçtiği kelimelerle Dublinliler’i ustalıkla anlatmıştır.

Lübnanlı yazar Amin Maalouf’un yazmış olduğu Semerkant adlı romanı ise üç kişi, Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Benjamin Omer, etrafında şekil alır. Ömer Hayyam’ın Rubaiyat’larını konu alan ve Benjamin Omer adlı kişinin Hayyam’ın eserlerini bulmak için denediği yolları ve gittiği şehirlere tanık olmaktayız. Semerkant’ta başlayan Atlantik’te son bulan bir romandır.    

Son olarak da 1870 yılında yayımlanan Jules Verne’nin bilimkurgu türünde yazmış olduğu Denizler Altında Yirmi Bin Fersah adlı romanında Nautilus adlı denizaltı ile Kaptan Nemo’nun bilim insanı Pierre Aronnax’ın misafir olması ile birlikte Kızıldeniz, Akdeniz, Güney Kutbu ve kayıp Atlantis kıtasının da içinde yer aldığı bir macera yaşamaktayız. Pierre Aronnax denizde bilinmeyen bir hayvanın dolaştığını duyar ve adamları ile birlikte denize açılır ama sonrasında onun bir denizaltı olduğunu anlarlar ve Kaptan Nemo ile tanışırlar sonrasında ise birlikte okyanusların derinliklerini araştırmaya başlarlar.

Top