Peron 9 ¾ ve Hogwarts Ekspresi


J. K. Rowling’in yarattığı Harry Potter serisi belki de son yüz yıla damgasını vuran en iyi kurgulardan biridir. Büyücü evreni, hayallerin ötesinde bir okul, en yakın arkadaşlarla yaşanan o büyük maceraların etkisi aradan yıllar geçmesine rağmen hala devam ediyor. Öyle ki 7 kitap ve 8 filmlik bu seri alternatif hikayelerle tiyatro sahnelerine bile taşmış durumda!

Seride birçok büyüleyici mekan olduğu aşikar. Bunların en önde geleni Hogwarts elbette, büyü eğitim. ve i verilen bir okul gerçekten fantastik. Bu mekanları Kovuk, Diagon Yolu, Azkaban, Büyülü Orman gibi çoğaltabiliriz elbette. Ancak edebiyatta mekanlar kategorisinde geçen ve seriye doğrudan etki yapan bir mekan var ki o da Hogwarts Ekpresi. Londra’da bulunan tren istasyonunun içindeki 9 ve 10. peronlar arasındaki bölmeye hızlıca yürüyüp içinden geçilerek ulaşılabilen King’s Cross istasyonundan kalkar. Bu trenin peronu gerçek dünyadaki 9. ve 10. peronların arasındaki bölmeye gönderme yaparak 9 ¾ ‘tir. Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’na eğitimlerini görmek için gitmek isteyen öğrenciler, Muggle’ların (büyücü olmayan kimseler) kendilerini görmemesi için platforma yapılan dikkat dağıtıcı büyüler sayesinde görünme tehlikesi yaşamadan bu geçidi kullanırlar. Hogwarts Ekpresi sene içerisinde sadece birkaç kez faal olur. Sadece öğrencileri taşımakla yükümlüdür ve treni kaçırmamak gerekir. Eğer tren kaçırılırsa bir öğrencinin başı gerçekten büyük bir belaya girebilir (Tıpkı Sırlar Odası’nda Ron ve Harry’nin başına gelenler gibi).

Bu Trene bir çok anlamlar yüklenebilir. O kadar kilit bir öneme sahiptir ki bir noktada Alice’i Harikalar Diyarı’na götüren tavşan deliğidir; diğerinde Neo’yu gerçek dünyaya götüren Moprheous’un haplarıdır. Harry Potter için ise ayrı bir yere sahiptir. Onu, kendini ait hissetmediği bu dünyadan evi olarak bildiği okuluna, yani Hogwarts’a götüren en önemli nesnel objedir. Öyle ki en yakın dostlarını ilk gün burada bulmuştur. İlk kez burada aşık olmuş ve ilk gerçek yenilgisini burada yaşamıştır. Hatta yetişkin bir insanın hayal dahi edemeyeceği korkuları yaşatabilecek olan bu sihirli dünyanın en korkutucu yaratığı olan Ruh Emici ile bu trende tanışmıştır.

Serinin ikinci kitabında, yani Sırlar Odası’nda, Harry Potter için bu trenin önemini daha iyi anlayabilmemiz adına çok küçük, ancak çok önemli bir detayda vardır. Harry ve Ron bir sebep yüzünden 9 ¾ peronuna giriş sağlayan platformdan geçemez ve Hogwarts Ekspres’ini kaçırırlar. Onların gözünde tren o kadar önemlidir ki sihirli dünyaya açılan Hogwarts’a gidebilmenin başka bir yolu olduğunu düşünemezler bile. Muggla’lara görünme pahasına uçan bir arabaya binip treni yakalamaya çalışırlar. Harry’nin içinde bulunamadığı tren yine de seride kendine yer bulur. Hogwarts Ekspresi’nin güzergahını kullanmak zorunda kalan bu ikili hayatlarını raydan çıkaran bu trenden yine de uzak kalamazlar.

Bu saydığımız ayrıntılar bile Harry Potter evreninde Hogwarts Ekspres’inin ne denli önemli olduğunu anlamaya yetmez. Bilhassa Harry’nin kendisi için. Serinin yedinci kitabında (Ölüm Yadigarları) Harry Potter bizzat ölümle burun buruna gelir. Ancak bu diğer serilerden farklı bir buluşma olacaktır çünkü kimi otoriterlere göre bir an için ölmüştür. İçinde bulunduğu mevcut şartlarda ölümden dönme şansı da vardır. Araf’ta sıkışır kalır. Ya dünyaya dönecektir ya da ilerleyecektir. Seçim kendisine bırakılmıştır. Harry Potter için Araf King’s Cross istasyonu olarak betimlenmiştir. Eğer dünyaya dönmemek ve ilerleyip cennete gitmek istiyorsa perona gelecek olan Hogwarts Ekspresi’ne binmesi gerekmektedir.

İşte bu seri için bir tren bu kadar özel ve anlamlıdır. Genç Harry’nin acı tatlı bütün anıları, yetişkin Harry’nin gerçek evi olarak gördüğü yere çocuklarını gönül rahatlığıyla gönderdiği sadece nesnel bir objeden ibaret olmayan çok özel bir şeydir ve tam da bu yüzden Hogwarts Ekspresi’ne tren deyip geçmemek lazım…

Top