NÂZIM’A YOLCULUK” ESKİŞEHİRLİLER İLE BULUŞACAK

Tepebaşı Belediyesi ve İş
Sanat işbirliğinde, Türk şiirinin büyük ismi Nazım Hikmet’in 63 yıllık
yaşamındaki bilinmeyen yönlerinin anlatıldığı “Nâzım’a Yolculuk” adlı sergi 10
Ocak’ta Eskişehirliler ile buluşacak.

Tepebaşı Belediyesi, Türk
şiirinin büyük ismi Nâzım Hikmet’in 63 yıllık yaşamından kesitler taşıyan “Nâzım’a
Yolculuk” sergisine ev sahipliği yapıyor.

Sergide; şairin büyük
ailesi

İlham veren başarı hikâyeleri

Otobiyografik ya da biyografik bir kitap okumak veya film
izlemek insanlar için ilgi çekicidir. Çünkü başkasının hayatına bir süreliğine
küçük bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Neler yaşamış, neler söylemiş ve en önemlisi
neden bu yola girmiş. Merak ettiğiniz bu kişi hakkında her şeyi öğrenmek için
bu tarz kitaplar harika kaynaklardır. Aşağıya da siz değerli okuyucularımız
için beş adet başarı öyküsü sıraladık.

My

Kent Kültür Söyleşilerinin Konuğu: Cemil Kılıç

Tepebaşı Belediyesi’nin
Kent & Kültür Söyleşileri devam ediyor. Şair Haydar Ergülen’in
koordinatörlüğünde gerçekleşen söyleşilerin bu ayki konuğu İlahiyatçı Yazar
Cemil Kılıç olacak.

Tepebaşı Belediyesi’nin
beğeniyle takip edilen ve şehrin kültür geleneği haline gelen Kent & Kültür
Söyleşileri, birbirinden önemli isimleri Eskişehirlilerle bir araya getirmeyi
sürdürüyor.

Kent & Kültür
Söyleşilerinin

İyi ki doğdun Leonardo!

“Resim bir bilimdir ve tüm
bilimler matematiğe dayanır. İnsanın ortaya koyduğu hiçbir şey matematikte
yerini bulmaksızın bilim olamaz.”

Leonardo da Vinci.

Leonardo, 15 Nisan 1452'de,
Floransa’da doğdu. Floransa noteri Messer Piero Fruosino di Antonio da
Vinci'nin ile Ortadoğu'dan köle olabilecek bir köylü olan Caterina'nın
oğluydu. Leonardo'nun modern anlamda soyadı yoktu, tam doğum

YUNUS EMRE ŞİİR YARIŞMASI İLE ANILACAK

2021 yılının Türk dili ve kültürünün en önemli şahsiyetlerinden Yunus Emre’nin vefatının 700. yıl dönümü olması sebebiyle UNESCO tarafından anma ve kutlama yıl dönümleri arasına seçilmesiyle, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Yunus Emre'nin anısına Porsuk Kültür Dergisi ile birlikte ‘Yunus Emre Edebiyat Armağanı Şiir Yarışması’ düzenliyor.

30 Temmuz 2021 tarihine kadar başvuruların değerlendirileceği

previous arrow
next arrow
Slider

2176

İnsanoğlunun doyumsuzluğundan beslenen hırsları, güç uğruna yaptıkları pek çok mücadeleye devinim katmış; nihayetinde geceleyin semada parlayan ışıklar yıldız değil, nükleer başlıklar olmuştu. İnsan… Dünyanın sırtına bu ağır yükü yükleyip taşınmasına el uzatmayan insan, kendisinin de dâhil olduğu bu yok oluşu sadece izlemişti. Yok olan yaşamların yanı sıra asıl sorun, yok edilen yaşama şanslarıydı. İnsanların pamuk ipliğine bağlı hayatları, tam tersi çelik halatlara bağlanmış, sözde kurtuluş için yapılması gerekenlere boyun eğdirilmişti.

BENİM DE AKŞAM YEMEĞİM KAYBOLDU

Bir gün eve döndüğümde akşam yemeğimi bulamadım. Aklıma gelecek son şey eve döndüğümde akşam yemeğimin kaybolmasıydı fakat işte kaybolmuştu. Buzdolabına, fırına, yemek masasına, içinde yemeğimi yediğim porselen tabağa, koltukların altına ve bodrum kata bile baktım. Nafile. Yoktu işte. Kafası çok önce bedeninden kopartılıp dondurulan tavuğum ayaklanıp gitmişti sanki. Hâlbuki onu güzelce soslayıp fırında iyice kızartacak, ağzıma atmadan hemen önce mayoneze banarken günün bütün yorgunluğunu ve hayatın yine de yaşamaya değer olduğunu düşünerek gayet mutlu hissedecektim. Olmadı.

DÜNYANIN EN GÜZEL ÖYKÜSÜ

Dünyanın en güzel öyküsünü yazmak istiyordum. Yazacağım öykünün dünyanın en güzel öyküsü olduğunu her okuyan bir çırpıda anlayacaktı. Herkes söz birliği etmişcesine, okudukları hikâyenin o güne değin yazılmış en güzel öykü olduğunu söyleyecekti. Gazetelerde övgü dolu yazılar çıkacak, kalemimle yarattığım olağanüstü atmosferi konu alan televizyon programlarında uzmanlar beni ve büyülü kelimelerimi konuşacaktı. Ülkenin en saygın edebiyat ödülünü bana vereceklerdi. Türkçe ders kitaplarında yer alacak öyküm sayesinde, yurdun en ücra yerinde yaşayanlar bile beni tanıyacaktı.

SIRADIŞI ÖYKÜLERLE; GECEYİ GEÇERKEN

İlknur Güneylioğlu da öyküye gönül verenlerden. Uzun yıllardır edebiyat dergilerinde yer aldı öyküleri. Rastlaşmamız Sevgili Hasan Topçu ile İzmir Öykü İşliği’ndeki çalışmalarına dayanır. Tam da dergi çıkarmaya başladıkları sırada Sevgili Hasan beklenmedik şekilde sonsuzluğa gitmemiş olsaydı, İlknur Güneylioğlu ile birlikte nice başarılara imza atılacak, nitelikli dergileri kim bilir kaçıncı sayıya ulaşacaktı. Olmadı, ama Güneylioğlu öykünün bayrağını taşımayı sürdürdü. Dergilerle süren çalışmaları, Şubat 2020’de Geceyi Geçerken’i yayımlamasıyla taçlandı.

Porsuk Kültür Yayıncılık Editörü Gökçe Güneyoğlu ile İlk Kitabı “Rölanti Supi” Üzerine Konuştuk

Porsuk Kültür çatısı altında yazar sohbetlerinde gerçekleştirdiğimiz serimizin bu seferki konuğu, yayınevinin ilk göz ağrısı olan Rölanti Supi. Yazarımız Gökçe Güneyoğlu ile ilk kitabı olan Rölanti’yi konuştuk. İlk kitabı diyorum çünkü yeni çalışmaları yolda. Porsuk Kültür takipçilerinin derginin editörü olarak yakından tanıdığı Gökçe, aynı zamanda her ay Ayarsız ’daki yazılarıyla okuyucuyla buluşuyor.

Ergin Çiftçi: “İnsan olmak içine kapatıldığımız bir zırh.”

Ergin Çiftçi’nin; “Önce bir nokta bulmalıyım. Geçmişin sonuna bir nokta yarının başlangıcına” diye başladığı Siyah Kere Mavi kitabı, insanın bir nokta arayışı çabasının şiirleri. Şiir’in daima yaşamdan beslendiğini düşünen Çiftçi, Siyah Kere Mavi’nin yazımının neredeyse bir ömür sürdüğünü söylüyor. Aynı zamanda çocuk hastalıkları konusunda uzman bir profesör olarak Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev yapan Çiftçi’nin satranç ve sinema üzerine çalışmaları da var. Bir şiir bir öykü tadında gerçekleştirdiğimiz sohbetimizde Saklı’nın on beş farklı öykü gibi görünmesine ama birbirini takip ederek tamamlanmasını da değindik. Çolpan Kitap’tan okuyucu ile buluşan Saklı, katil kim sorusuyla saklı kalanların izini sürdürüyor.

  • Kitap daha çıkmadan adıyla, kapağıyla benim okuma listeme eklendi. Siyah Kere Mavi, Leyla diye bitiyor kitaba adını veren şiiriniz. Neden bu şiir kitaba adını verdi?
  • Aslında kitaplara ad vermek konusunda deneyimli biri değilim. İlk öykü kitabım, Korsanlar Seyir Defteri Tutmaz adını basıldıktan sonra aldı! Bunu bir abartı olarak görmeyin, kitap basıldıktan sonra adı ve dolayısıyla kapağı değişti. Aslında uzun bir zamana yayılarak yazılmış bir kitap oluşturana kadar oldukça uzun zaman geçmiş ve bu süreçte bir bütün haline gelmiş öykülerimi ortak bir ad ve buna uygun bir kapak ile düşünememiş olduğumu o zaman anladım. Buradan kitap adı ve kapağı konusunda titiz bir yazar olduğumu da keşfetmiş oldum. İkinci öykü kitabım Saklı, yazımı bittiğinde adını da bulmuştu. Siyah Kere Mavi ise yazıldığı andan itibaren yer alacağı kitaba adını vereceğini ilan etti. Ben onu saf şiir olarak görüyorum. Doğada yürürken bir altın külçesine rastlamak gibi, bir anda bulunmuştur, üstünde çalışılmamıştır, katıksızdır, laboratuvarda üretilmemiş, hiçbir kimyasal madde ile kirlenmemiştir. Bunları söylerken elbette diğer şiirlerime haksızlık etmek istemem. Belki kitabın en iyi şiiri de değildir ama onun gelişini neredeyse bir vahiy gibi algılayışım kitabın adı konusunda hiçbir tereddüt yaşatmadı bana.

Top