The Irishman: Üç Büyüklerle Suç Dünyasına Dönüş

Günümüzde en iyi
yönetmenlerden biri olarak görülen Martin Scorsese yeni bir suç filmi ile
karşımızda. Bu filmiyle Mean Streets, Good Fellas, Casino gibi başarılı suç
dünyası temalı filmlerine dönüş yapan Scorsese kendi tarzında bir hikâye
anlatımında bulunuyor. Üç buçuk saat gibi uzun bir süreye sahip olan film
Netflix platformu çatısı altında çekiliyor ve yayınlanıyor.

The Irishman’de bir yanda
Frank

BÜYÜKŞEHİR’DEN ENGELSİZ ÖYKÜ YARIŞMASI

Eskişehir
Büyükşehir Belediyesi, Kent Konseyi Kültür Sanat Çalışma Grubu işbirliği ile Dünya
Engelliler Günü kapsamında “Engelsizsiniz” konulu öykü yarışması düzenliyor.

Bu yıl ikincisi düzenlenen yarışma ile
Dünya Engelliler Gününde dikkati engellere çekmek ve engelsiz bir yaşam için
düşünmeye ve üretmeye teşvik etmek amaçlanıyor. Eskişehir’de yaşayan ve 18
yaşını dolduran vatandaşların katılabildiği

İlk büyük beden süper kahraman filmi!

Hollywood ilk büyük beden süper kahraman filmi için çalışmalara başladı. Çizgi roman yayımcısı Valiant Comics’in Zephyr adıyla da bilinen Faith Herbert adlı kahramanının maceraları beyazperdeye taşınıyor. Faith, “telekinetik süper güçlere sahip, çizgi roman-bilim-kurgu seven, zeki ve anti sosyal bir kişi” olarak tanımlanıyor. Faith, ilk olarak 1992 yılında animasyon serisi Harbingers’te genç süper

İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nden ”Eskişehir Masal Yarışması”

Eskişehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, halk kültürümüzün
önemli konularından olan masal türünde yeni ve özgün eserler ortaya çıkarmak
amacıyla bir masal yarışması düzenliyor.

Şartlar ise şu şekilde:

1)
Yazılan masallar Türk Kültürü amaçlarına uygun olmalıdır.

2)
Yarışmada hedef kitle yaş sınırı olmaksızın Eskişehir ve İlçelerinde ikamet edenler
olarak sınırlandırılmıştır.

3)
Yarışmaya

SIRADIŞI ÖYKÜLERLE; GECEYİ GEÇERKEN

Yaşadığımız dönem öykü adına oldukça verimli bir zaman dilimi. Yakın geçmişte öyküye ölüm ilanı verip, ağıt yakanların sesi pek duyulmuyor. Onlar da gördü ki, öykünün öldüğünü sanmak yanılgıydı, o en baskıcı dönemlerde bile tırmanışa geçen, parlak dönemler yaşayan bir türdü. Kimi zamanlar nabzı düşse de aslında hep atıyordu. Şimdilerde daha bir canlı, coşkulu atıyor o nabız. Bilinen öykücüler üretmeye

previous arrow
next arrow
Slider

2176

İnsanoğlunun doyumsuzluğundan beslenen hırsları, güç uğruna yaptıkları pek çok mücadeleye devinim katmış; nihayetinde geceleyin semada parlayan ışıklar yıldız değil, nükleer başlıklar olmuştu. İnsan… Dünyanın sırtına bu ağır yükü yükleyip taşınmasına el uzatmayan insan, kendisinin de dâhil olduğu bu yok oluşu sadece izlemişti. Yok olan yaşamların yanı sıra asıl sorun, yok edilen yaşama şanslarıydı. İnsanların pamuk ipliğine bağlı hayatları, tam tersi çelik halatlara bağlanmış, sözde kurtuluş için yapılması gerekenlere boyun eğdirilmişti.

BENİM DE AKŞAM YEMEĞİM KAYBOLDU

Bir gün eve döndüğümde akşam yemeğimi bulamadım. Aklıma gelecek son şey eve döndüğümde akşam yemeğimin kaybolmasıydı fakat işte kaybolmuştu. Buzdolabına, fırına, yemek masasına, içinde yemeğimi yediğim porselen tabağa, koltukların altına ve bodrum kata bile baktım. Nafile. Yoktu işte. Kafası çok önce bedeninden kopartılıp dondurulan tavuğum ayaklanıp gitmişti sanki. Hâlbuki onu güzelce soslayıp fırında iyice kızartacak, ağzıma atmadan hemen önce mayoneze banarken günün bütün yorgunluğunu ve hayatın yine de yaşamaya değer olduğunu düşünerek gayet mutlu hissedecektim. Olmadı.

DÜNYANIN EN GÜZEL ÖYKÜSÜ

Dünyanın en güzel öyküsünü yazmak istiyordum. Yazacağım öykünün dünyanın en güzel öyküsü olduğunu her okuyan bir çırpıda anlayacaktı. Herkes söz birliği etmişcesine, okudukları hikâyenin o güne değin yazılmış en güzel öykü olduğunu söyleyecekti. Gazetelerde övgü dolu yazılar çıkacak, kalemimle yarattığım olağanüstü atmosferi konu alan televizyon programlarında uzmanlar beni ve büyülü kelimelerimi konuşacaktı. Ülkenin en saygın edebiyat ödülünü bana vereceklerdi. Türkçe ders kitaplarında yer alacak öyküm sayesinde, yurdun en ücra yerinde yaşayanlar bile beni tanıyacaktı.

SIRADIŞI ÖYKÜLERLE; GECEYİ GEÇERKEN

İlknur Güneylioğlu da öyküye gönül verenlerden. Uzun yıllardır edebiyat dergilerinde yer aldı öyküleri. Rastlaşmamız Sevgili Hasan Topçu ile İzmir Öykü İşliği’ndeki çalışmalarına dayanır. Tam da dergi çıkarmaya başladıkları sırada Sevgili Hasan beklenmedik şekilde sonsuzluğa gitmemiş olsaydı, İlknur Güneylioğlu ile birlikte nice başarılara imza atılacak, nitelikli dergileri kim bilir kaçıncı sayıya ulaşacaktı. Olmadı, ama Güneylioğlu öykünün bayrağını taşımayı sürdürdü. Dergilerle süren çalışmaları, Şubat 2020’de Geceyi Geçerken’i yayımlamasıyla taçlandı.

Porsuk Kültür Yayıncılık Editörü Gökçe Güneyoğlu ile İlk Kitabı “Rölanti Supi” Üzerine Konuştuk

Porsuk Kültür çatısı altında yazar sohbetlerinde gerçekleştirdiğimiz serimizin bu seferki konuğu, yayınevinin ilk göz ağrısı olan Rölanti Supi. Yazarımız Gökçe Güneyoğlu ile ilk kitabı olan Rölanti’yi konuştuk. İlk kitabı diyorum çünkü yeni çalışmaları yolda. Porsuk Kültür takipçilerinin derginin editörü olarak yakından tanıdığı Gökçe, aynı zamanda her ay Ayarsız ’daki yazılarıyla okuyucuyla buluşuyor.

Ergin Çiftçi: “İnsan olmak içine kapatıldığımız bir zırh.”

Ergin Çiftçi’nin; “Önce bir nokta bulmalıyım. Geçmişin sonuna bir nokta yarının başlangıcına” diye başladığı Siyah Kere Mavi kitabı, insanın bir nokta arayışı çabasının şiirleri. Şiir’in daima yaşamdan beslendiğini düşünen Çiftçi, Siyah Kere Mavi’nin yazımının neredeyse bir ömür sürdüğünü söylüyor. Aynı zamanda çocuk hastalıkları konusunda uzman bir profesör olarak Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev yapan Çiftçi’nin satranç ve sinema üzerine çalışmaları da var. Bir şiir bir öykü tadında gerçekleştirdiğimiz sohbetimizde Saklı’nın on beş farklı öykü gibi görünmesine ama birbirini takip ederek tamamlanmasını da değindik. Çolpan Kitap’tan okuyucu ile buluşan Saklı, katil kim sorusuyla saklı kalanların izini sürdürüyor.

  • Kitap daha çıkmadan adıyla, kapağıyla benim okuma listeme eklendi. Siyah Kere Mavi, Leyla diye bitiyor kitaba adını veren şiiriniz. Neden bu şiir kitaba adını verdi?
  • Aslında kitaplara ad vermek konusunda deneyimli biri değilim. İlk öykü kitabım, Korsanlar Seyir Defteri Tutmaz adını basıldıktan sonra aldı! Bunu bir abartı olarak görmeyin, kitap basıldıktan sonra adı ve dolayısıyla kapağı değişti. Aslında uzun bir zamana yayılarak yazılmış bir kitap oluşturana kadar oldukça uzun zaman geçmiş ve bu süreçte bir bütün haline gelmiş öykülerimi ortak bir ad ve buna uygun bir kapak ile düşünememiş olduğumu o zaman anladım. Buradan kitap adı ve kapağı konusunda titiz bir yazar olduğumu da keşfetmiş oldum. İkinci öykü kitabım Saklı, yazımı bittiğinde adını da bulmuştu. Siyah Kere Mavi ise yazıldığı andan itibaren yer alacağı kitaba adını vereceğini ilan etti. Ben onu saf şiir olarak görüyorum. Doğada yürürken bir altın külçesine rastlamak gibi, bir anda bulunmuştur, üstünde çalışılmamıştır, katıksızdır, laboratuvarda üretilmemiş, hiçbir kimyasal madde ile kirlenmemiştir. Bunları söylerken elbette diğer şiirlerime haksızlık etmek istemem. Belki kitabın en iyi şiiri de değildir ama onun gelişini neredeyse bir vahiy gibi algılayışım kitabın adı konusunda hiçbir tereddüt yaşatmadı bana.

Top