Mrs. Peregrine’in zaman döngüsü ve döngülerde yaşamak

   Mesela bir altı ay diyelim biz ona, muayyen bir zaman için bir yerde bulunma zorunluluğu, yerin de yapısından dolayı tüm günleri aynıymış gibi hissettirir insana bazen. Böyle bir tecrübenin üzerine bir zaman makinesine binip -dolmuşlardaki gibi ayakta kalarak ve savrularak hem de- insanın geçmişine götüren yolculuklar da yaparsanız döngü kelimesine daha da yaklaşırsınız zamanda.

   Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları filmini böyle bir şehirlerarası otobüs yolculuğunda ön koltuğun arkasındaki küçük ekrandan izlemek de bu deneyimi tamamlar gibidir. Çünkü, Ms. Peregrine’s Home for Peculiar Children’ı ‘Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları’ olarak çeviren kişi ile Sweet Nobember’ı ‘Kasımda Aşk Başkadır’ olarak çeviren kişinin aynı kişi olup olmadığını* düşünürken de sürekli aynı günü yaşarmış gibi hissederken bulur insan kendini birden.

   Eva Green’e ne giyse yakışıyor o ayrı konu ama bu filmdeki kıyafeti bir başka yakışmış. Ms. Peregrine kıyafetiyle Eva Green bana ‘gel evlenelim’ dese, ‘evliliğe hazır değilim şu anda’ diyemem; o derece…

   Filmde Ms. Peregrine toplum içinde tuhaf karşılanması kuvvetle muhtemel yetenekleri olan çocukları, toplum baskısından kurtarmak için II. Dünya Savaşı sırasındaki tek bir günü her seferinde en başa alarak yaşatmaktadır. Türkçe ismindeki algının aksine çocukların annesi değildir. Kendisi de peculiar bir çocuk olarak doğmuş, ama artık büyümüş ve kendini çocukların hizmetine adamıştır. Çocuklar onun özel yeteneği sayesinde o tek bir günü sonsuza dek yaşayarak toplum içinde heba olmadan, birer canavar gibi etiketlenmeden yaşamaktadırlar. Ms. Peregrine, her 23.45’te saati yeniden 00:15 sularına geri alarak bunu sağlar, hem de güzel bir köstekli saatle. O töreni ve Eva Green’in tören bitişindeki bakışını görmek için bile film izlenir…

   Film, Ransom Riggs’in 2011’de yazdığı aynı adlı romandan Tim Burton tarafından 2016’da sinemaya aktarılan orijinal bir anlatı. Toplumun, biraz olsun farklı olana karşı tutunduğu o onulmaz bakış açısına karşı derin bir eleştiri. Bu manada Riggs’e ve Burton’a ne kadar teşekkür etsek az. Bir bütün olarak bu anlatının yukarıda bahsettiğim sahneden, Green’in güzelliğinden ve ‘bir toplum eleştirisi’nden ibaret olmadığını eklemek zorunda mıyım? Bu ‘tuhaf’lık döngüsünde belki de eklemeli.

   Özgünlük ve tuhaflık arasında, zamanın bir türlü geçemeyişi…

   Peregrine’ciğimin sevgili çocukları bir günde yaşamak zorundalar. Bu muayyen zamanı sürekli geriye çevirmeleri normal, çünkü ertesi güne geçtikleri anda geçen tüm zamanın yüklerinin omuzlarına binip küle dönüşmeleri tehlikesi var. Ve bu başlarına gelecek olası ilk tehlike değil. Canlarına kast eden başka tuhaf ( peculiar ) bir grubun da şerrinden korunmak için de oradalar. Peki biz?

   Biz aynı günmüş gibi binbir çeşit olumsuzluğu aşıp diğer güne neden geçemiyoruz? Orada koskoca Peregrine’s Home for… yazmasına hiç aldırmadan neden sanki tüm o çocukları Peregrine hanım doğurmuş gibi bir ismi neden benimsiyoruz? Kendini bir yetimler evine adamış bir kadını “çocuklarına bakan kadın anam” formuna büründürmeden neden rahat edemiyoruz? **

   Peregrine farklı işte kardeşim! Evlenip çoluğa çocuğa karışmamış. Kendi doğurmadığı çocukları ‘büyüyene kadar’ falan da değil hem de sürekli başa döndürdüğü bir 23,5 saat formunda sonsuza kadar himayesi altına almış. Bu farklılık size tuhaf geldi diye hem çeviride çocukları kadının nüfusuna geçirmenin alemi nedir, anlayamıyorum.

   Ms. Peregrine gibi biri eline köstekli saatini alıp çevirerek yaşadığımız günü en başa çeviriyor mu bilemiyorum ama artık sürekli aynı zamanı yaşıyormuşuz hissi veren, insanı geçmişte aşılmış biçimde öylece duruyor olması gereken saçma zamanlara bir anda geri döndüren ‘tuhaf’lıklar devam ediyor. Sanki kötücüllüğün hakim olduğu bir döngüde sürekli debeleniyormuşuz gibi oluyor.

*Değilmiş, serinin İthaki’den yapılan yayınının çevirmeni Aslı Dağlı’ya ulaştım. Daha önce dilimize bu şekilde çevrildiği için adın değiştirilmediğini belirtti. Bir çeşit galat-ı meşhureye dönen isimlendirmelerin değiştirilememesi de gönül yıpratan bir veri, benim için.

** Çevirmen Aslı Dağlı, eril dil kullanmamaya dikkat eden bir çevirmen, yukarıda konuya dair açıklamasını da verdim. Burada onu ya da ondan önceki çevirmenden ziyade, bir yanlışı düzeltmeyi öyle kolayca mümkün kılamamış kültür iklimimizi eleştiriyorum.

NOT:   Peculiar’ı bu eserde tuhaf’ kelimesiyle karşılamayı da garip bulmuştum. Ben bu kelimeyi ‘özgün’ olarak algılamayı çok istemiştim. Çünkü kelimenin tek anlamı tuhaf değildi ve bence bu anlatıdaki çocuklar, daha çok ‘has, özgün, özel’ anlamları ön planda olabilmeliydi. Biri nesneleri canlandıran, biri bitkilere hükmeden, biri gözüne bir mercek takıp rüyalarını duvara yansıtabilen çocuklara ‘özgün, has’ değil de ‘tuhaf’ demeyi garipsemiştim. Çevirmeni ve çeviri kültürümüzü bu kelime üzerinden suçlama eğilimindeydim. Kelimenin ‘özel mülk, ayrıcalıklı kilise’ anlamlarından okült geyikler çıkarılmasını da insana dair tüm merakımla bekliyor olacaktım. Ama yanılmıştım, tuhaf, kelimenin en doğru ve olası çevirilerinden biriydi.

Top