Malazgirt’te ne oldu?

Büyük Selçuklu Devleti tarihinde üç önemli savaş vardır, Dandanakan Savaşı, Malazgirt Savaşı ve Katvan Savaşı. Dandanakan Savaşı sonrası, artık göçer bir aşiret birliğinden devlete dönüşen Selçuklular, yaptıkları kurultay sonunda, Türk’ün dünya hâkimiyeti inancı doğrultusunda batıya doğru ilerlemeyi, batının fetih edilerek Türk yurdu haline getirilmesi ülküsünü aldıkları kararlar ile sağlamlaştırdılar. Bu ülkü doğrultusunda, Anadolu coğrafyasına, keşif birlikleri gönderilerek akınlar başlatıldı, Selçuklu akıncıları Sivas’a kadar ilerlemiştir, Anadolu, Türkler için doğal bir hedeftir çünkü Küçük Asya olarak anılan bu bölge, anayurt Türkistan’ın coğrafi olarak bir devamıdır. Doğudan hiç durmadan akın akın gelen Türkmen kitleleri, Selçuklu çatısı altında bir yeni yurt özlemi içindeydiler, bu yurt özlemi hiç şüphesiz Anadolu coğrafyası ile vuslata erecektir. Tuğrul Bey’den sonra tahta çıkan Sultan Alp Arslan döneminde de bu akınlar fasılasız devam etmiştir. Fakat bu akınlar, Doğu Roma Devleti’ni manen ve madden çok zor bir duruma sokuyordu. Bunun üzerine, İmparator Romanes Diogenes, 1068 yılından itibaren önlemler almaya başladı. Hazırladığı ordular ile Selçuklu akınlarına karşı çıkmak için seferlere başladı. Fakat bu seferler başarısızlıkla sonuçlandı, Selçuklular Orta Anadolu’nun en önemli şehirlerinden olan Konya’yı ele geçirmişlerdir. İstanbul’da İmparatora karşı oluşan sert muhalefet sonucunda, “Türk Sorununa” kesin bir çözüm bulmaya karar veren imparator, Selçukluların merkezine doğru gitmeye karar verdi. Bu amaç için birçok milletten paralı askerleri ordusuna katan imparator kimi kaynaklarca 600 bin kişiden oluşan ordusu ile harekete geçti.

Bu sırada Büyük Selçuklu Devleti tahtında oturan Sultan Alp Arslan ise İslam dünyasına tamamen hakim olmanın arzusundaydı, Fatımi Devleti’nde oluşan iç karışıklıklar yüzünden, Fatımi veziri Nâsırüddevle el Hemdani’nin gizlice Sultan Alp Arslan’ı Mısıra davet etmesi neticesinde, ordusu ile birlikte Horasan’dan Mısır’a doğru harekete geçen Sultan Alp Arslan, Diyarbakır’da ordusuna katılan gönüllüler ile birlikte Halep önlerine gelmişti, kendisi Horasan’da bulunurken tabilik bildiren Halep Emiri Mirdasoğlu Mahmud’un yanına gelmesini ve itaat sunmasını istedi. Sultan Alp Arslan’dan korkan Emir Mahmud, kendisi gitmeyerek vezirini sultan huzuruna yolladı, sultanın kendisini istediğini söylemesi üzerine, Halifenin eski vezirini şefaatçi olarak sultana gönderen emir, bu isteğinin de kabul edilmemesi neticesinde oğlu ve annesini sultanayolladı. Bu hareketleri sultanı kızdıran emir Mahmud, Selçuklu ordusunun şehri kuşatmaya başlaması neticesinde artık çaresinin kalmadığını anlayarak Oğuz kıyafetleri giyerek sultanın huzuruna çıktı. Sultan, Mısır seferini geciktirmesine çok kızmasına rağmen, böyle bir İslam şehrinin tahrip olmasının düşmanlar için bir hediye olabileceğinden endişe ederek Emir Mahmud’u affetti. Emirin bu korkusu aslında tarihinin değişimini sağlamış olabilirdi. Çünkü bu sırada Romanes Diogenes Erzurum’a kadar ilerlemiş ve hedefini İsfahan ve Hemedan şehirleri olarak belirlemişti. Sultan’ın Halep’ten ayrılmasının hemen ardından gelen Doğu Roma elçisi, sultandan Membiç, Ahlat ve Malazgirt şehirlerini istedi, bu isteklerin kabul olmaması durumunda İmparatorun büyük bir güçle harekete geçeceğini söyledi, halbuki imparator çok önceden harekete geçmişti. Bu isteklere çok kızan sultan, Mısır seferini yarıda keserek, ordusu ile birlikte çok hızlı bir şekilde Doğu Anadolu’ya yöneldi, bu hızlı ilerleyişin aksamaması için babası Sultan Tuğrul Bey döneminden kalan askerleri terhis etti ve Ahlat şehri mevkiine ulaştı. Sultanın bu kadar hızlı bir şekilde Ahlat’a gelmesine şaşıran imparator, haberin doğruluğunu teyit için öncü, keşif birlikleri gönderdi. Bu keşif birlikleri Selçuklu ordusu tarafından yenilgiye uğratıldı.

Doğu Roma ordusu 200 bin kişiden oluşmakta fakat içinde birlik bulunmamakta, Selçuklu ordusu ise aynı hedef ve ülküye sahip 50 bin kişiden oluşmaktaydı. Sultan Alp Arslan, savaş kaideleri uyarınca ve hazırlıklar için imparatora bir barış heyeti gönderdi. Barış teklifini dinleyen imparator;Hemedan şehrinin soğuk olduğunu duyduk, biz İsfahan’da atlarımız ise Hemedan’da kışlayacaktır, barış ancak İsfahan şehrinde yapılacaktır cevabını vermiştir. Bunun üzerine elçi İbnü’l Mahleban; atlarınız Hemedan’da kışlayabilir ama siz nerede olursunuz bilmem demiştir. 25 Ağustos gününü karşılıklı iki ordunun hazırlıkları ile geçmiştir. Halife Kaim, bir hutbe hazırlatarak bunu tüm camilerde okutmuştur. 26 Ağustos günü ise Sultan Alp Arslan, şehit olursa onunla gömülsün diye beyaz bir elbise giyerek şu konuşmayı yapmıştır: “Ben, Müslümanların camilerde bizim için dua etmekte oldukları bu saatlerde düşmanın üzerine atılmak istiyorum. Galip gelirsek arzu ettiğimiz sonuç gerçekleşmiş olur, yenilirsek şehit olarak cennete gideriz. Bugün burada ne emreden bir sultan ne de emir alan bir asker var; ben de içinizden biri olarak sizinle birlikte savaşacağım; benimle gelmek isteyenler peşime düşsünler. İstemeyenler serbestçe geri dönebilirler.” Bu konuşmanın neticesinde büyük bir gayret ve azim kazanan Selçuklu ordusu, kendinden 4 kat büyük olan Doğu Roma ordusu ile karşı karşıya geldi. Bir tarafta yüz yılların yorgunluğu ile son bir hayat şansı arayan Doğu Roma, diğer tarafta genç ve dinamik zinde bir halde yaşamak için azimli Selçuklu ordusu bulunmaklaydı. Klasik bir Türk savaş taktiği olan hilal taktiğine yenik düşen Doğu Roma ordusu, birlikten yoksun olmasının cezasını çekti, savaş sırasında koordine olamayan Doğu Roma ordusunda kaçabilenler kaçtı, ordunun büyük bir kısmı öldü ve İmparator dâhil birçok komutan ve asker esir edildi. Savaş sırasında atını kaybeden bir askerin atını ararken, elbiseleri sebebiyle önemli biridir diye esir edilen İmparator, sultan huzuruna getirildiği sırada, sultanın ona sakilik yaptıracağım yemini neticesinde sultan bir kez su sunmak dışında şanına ve makamına layık olarak misafir edilmiş ve anlaşma yapılarak geri gönderilmiştir. Bu savaşın önemi, Anadolu coğrafyasında artık bir Doğu Roma varlığının kalmaması, Doğu Roma’nın direncinin kırılması ve Türk kütlelerinin hiçbir engel ile karşılaşmadan yeni yurda girmesi ve bu coğrafyanın bin yıllık ve sonsuz bir yurt olmasını sağlayan bir anahtar olmasıdır.

Top