Mahvolmuş İyi Bir Çocuk

    Nemesis, rahatça bir salgın romanı olarak kabul edilebilir. Bir salgın romanından ibaret olmaması, bunu değiştirmez. 1944 yazında baş gösteren Polio adlı epidemik salgın, Newark şehrinin Weequahic adlı daha çok Yahudilerin yerleştiği bir kısmında yaşayan Bucky Cantor adlı beden eğitimi öğretmeni üzerinden anlatılır.

    Mr. Cantor, yeni mezun olmuş sorumluluk sahibi bir beden eğitimi öğretmenidir. Küçük şehirlerindeki Yahudi mahallesinde bir okulun bahçe sorumluluğunu yapmaktadır*. Cantor’un sevdiği kız da yine Yahudilere özel bir dağ kampı olan Indian Hill’de çalışmaktadır.

   Şehre Polio salgını çöküp Cantor’un çalıştığı okuldan birkaç çocuk da ölünce sevgilisi Marcia kamp müdürüne torpil yaptırarak Cantor’u yanına aldırmak ister. Sorumluluk sahibi Cantor önce gitmek istemez, ama Marcia’nın bahsettiği göldeki küçük adacıkta sevgilisiyle baş başa kalıp ona sarılabilmek de bir o kadar çekici görünür. Bugün mevcut salgın ortamında en büyük düşmanlarımızdan biri, sevdiğimiz insanlara sarılabilmenin neredeyse hiç değişmeyen bu çekiciliği olabilir.

   Şehirdeki bahçe sorumluluğu işinde müdürünü yarı yolda bırakarak Indian Hill’de salgından uzak mutlu günler geçirmeye gider. Tabi içinde bir yandan da gözleri bozuk olduğu için II. Dünya Savaşı seferberliğinde orduya alınmamasının burukluğu vardır. Şehirde askerlik yaşlarında bir genç olarak göze çarpmanın kendi içinde daha da abarttığı ağırlığından kaçmaya çalışıyordur bir yandan. Çocukluk arkadaşları Nazi işgali altındaki Fransa’ya paraşütle inerken o, bir salgında kırılan öğrencilerini kenara itip kaçıyormuşçasına, sevgilisine gitmektedir.

   Sonuçta, o gittikten bir süre sonra Polio salgını Indian Hill’de de can almaya başlar ve bu sportmen kas yığını adam da hastalığın pençesine düşer. Buradan sonrası biraz da Yeşilçam; Cantor elinde kesin bir kanıt olmamasına rağmen dağ kampına hastalığı kendisinin getirdiğine emin olur ve tüm bu salgından dolayı kendisini suçlar. Hastalık onu kötürüm bıraktığında sevgisini onun bakımına vermek isteyen Marcia’yı tersler, kendince onu kötürüm bir adamdan kurtarır.

   Şimdi yazar Philiph Roth’un Cantor’u nasıl tarif ettiğine de bir bakalım: “Ne ki, mahvolmuş iyi bir çocuktan daha zor kurtarılabilecek kimse yoktur. (…) Bucky (Cantor) parlak biri değildi –çocuklara beden eğitimi dersi veren kişinin illa o olması gerekmiyordu. Genel olarak nükteden anlamayan biriydi, düşüncelerini açıkça ifade edebilse de zekâ kıvraklığından yoksundu, … , asla bir espri patlatmamış ya da gırgır geçmemiş biriydi; aşırı görev bilincinden mustarip olmasına rağmen kısıtlı bir akli kapasite bahşedilmiş biriydi ve bu nedenle hayat hikâyesine olabilecek en ağır anlamı, üstelik de zaman içinde giderek yoğunlaşarak talihsizliğini kendine zarar verecek şekilde büyüten bir anlamı atfederek yüksek bir bedel ödemişti.”

    Roth’un romanından çıkarabileceğimiz anlamların başında, ‘sevdiklerimize beraber olmak’ için salgın dönemlerinde bir hamleden ve aceleden önce en az iki kere düşünülmesi gerektiği geliyor sanki. Hiçbirimizin niyeti kötülük değil. Daha zor kurtarılabilecek mahvolmuş iyi birer çocuklara dönüşmeden önce, salgın dönemini imkanlarımız dahilinde akıllıca düşünerek geçirmek, en iyisi gibi duruyor.

*Olumlu ya da olumsuz referans yüklemeden iki şey söyleyesim var.

1) Yine bir Yahudi hikâyesiyle karşılaşıyoruz. Lisedeyken her hafta heyecanla takip ettiğim K Edebiyat dergisinde biyografilerini okuduğum yazarların her sayıda en az iki-üç tanesi Yahudi çıkardı. Ya bu Yahudiler edebiyattan çok anlıyor ve bir yerden sonra Yahudilerden bahsetmek gelenek olarak kökleşmiş; ya da şu bana çok abartılı gelen komplo teorilerinin bir gerçeklik payı mı var, diye düşünürdüm o zamanlar.

2) 1944 yazında bile küçük bir ABD şehrinin Yahudi mahallesindeki çocuklar yazlarını bir beden eğitimi öğretmeninin gözetiminde spor için ayrılmış alanda sağlıklı bir şekilde geçirmeye çalışabilecek imkânlara sahipler. Amerikan püritenliğinin şehirleşme pratiklerine gıpta etmemek zor.
Nemesis, Philiph Roth, YKY, 2012, Çev: Deniz Koç

Top