Limonata Film İncelemesi : Blood is not Lemonade

Başrollerini Serkan Keskin ve Ertan Saban’ın paylaştığı, yönetmenliğini ise Ali Atay’ın üstlendiği bir yol filmi. Kısaca filmin konusundan bahsedecek olursak; Makedonya’da yaşayan ve eski bir tır şöförü olan Suat’ın ölmeden önceki son dileği; yıllar önce İstanbul’da tanıştığı bir kadın ile yaşadığı ilişki sonrası doğan oğlunun (Selim) bulunup yanına getirilmesidir. Bu görevi de yine diğer oğlu Sakıp’a verir. Sakıp, varlığından ilk defa haberdar olduğu Selim’i bulmak için Makedonya’dan İstanbul’a doğru yol alır. Sakıp, Selim’i bulur bulmasına da Selim’in Makedonya’ya gitmeye veya bir babası olduğunu kabul etmeye niyeti yoktur. Sakıp ise bu durum karşısında Selim’i kaçırmaya karar verir ve iki kardeş Makedonya’ya doğru yola çıkar..

Filmin konusundan bahsettiğimiz üzere açıkça bir yol filmi gibi görünse de, sadece ikilinin bir araba içerisindeki yolculuğu olarak değil, iki kardeşin birbirini tanıdığı bir serüven olarak açıklamak daha doğru olabilir. Ayrıca film, Roman düğününe değinerek de Balkan esintilerini es geçmemiştir. Filmi İstanbul, yol ve Makedonya olarak üç bölüme ayırabiliriz. İstanbul ve yol bölümleri seyirciyi mıknatıs gibi içine çekiyor. Bu bölümlerde Ertan Saban ve Serkan Keskin’in birbirleriyle diyalogları, birbirlerine karşı sergiledikleri davranışlar oldukça eğlenceli ve gerçekçi bir seyre dönüşüyor. Elbette yol bölümünün sürükleyici olmasında görüntü yönetmeni Ahmet Sesigürgil’in katkısı çok büyük. Bu bölümde sarı tonlarının hakim olduğu soluk bir sinematografi ve karakterlerin yaşadıkları olaylara paralel olarak değişen eğik kamera açıları seyircinin ilgisini çekiyor. Çok hızlı ilerleyen bu iki bölümden sonra ‘Makedonya’ bölümü oldukça spontane bir şekilde karşımıza çıkıyor ve filmin temposu düşmeye başlıyor. Çünkü aksiliklerle başlayan eğlenceli yol macerasının yerini hüzün ve eski defterler alıyor.. Fakat en çok bu bölümde ana karakterleri izleyici tanımaya başlıyor.

Filmin yönetmenliğini üstlenen Ali Atay, bir röportajında ‘’Limonata üzerine çalışmaya nasıl başladınız? ‘’ sorusuna filmin çıkış hikayesini açıkça belirtmiştir :

‘’ Fikrinden başladık çalışmaya. Yapalım durumundan çok, bir hikâye oluşturalım. Mesela “Makedonya’ya gidelim.” dedi Ertan, ben de “Arabayla gidelim.”, ondan sonra “Giderken çekelim.” dedim. “Madem çekeceğiz bir şeyleri planlı yapalım, bir şeyler karalayalım.” dedik, “Madem karalıyoruz senaryo yazalım, hikâye kuralım falan…” diye kendiliğinden gelişti yani. Bu film aslında kendi kendini yarattı. Kendi oyuncularını seçti, kendi yönetmenini seçti, kendi rengini seçti, kendi mizansenini, rejisini seçti, kendiliğinden ortaya çıktı bu film.’’

Limonata filmine tamamen komedi ya da trajedi üzerine kurulu demek yanlış olabilir. Adı gibi hayatın bazen tatlı bazen de ekşi yanlarını sunuyor. Bu nedenle de senaryonun böyle inişli ve çıkışlı olması yerinde bir karar gibi görünüyor.

Top