Kızılcıklı Mahmut Pehlivan – 2

Ecel kapıya dayanıncaya kadar güreşme vurgusu Türk güreşine ilgi duyanlar için yeni bir bilgi değil. Bırakın yeni olmayı efsanevî hikâye bile böyle bir neticeyle başlamıştır aslında. Efsaneye göre Rumeli’yi Türk vatanı haline getirmek için küffar diyarına amansız akınlar düzenleyen Türk akıncılarının yolu bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan Simovina çayırına düşer. Çimenlere yayılır yiğitler. Biraz istirahat ederler, azıklarından nasiplenirler. Yeşil çimen çağırır yiğitleri. Çayır- çimen demek Türk için biraz da güreş demektir aslında.

Kızılcıklı Mahmut Pehlivan – 1

Meşhur güreş yazarı Celal Davut Arıbal’a Eskişehir’den yazan yüksek mühendis Talat Kocabay’ın 1949 tarihli mektubu bu şekilde bitiyor. Eskişehir’de hınca hınç dolu tribünler denince akla futbol geliyor şüphesiz ama bu güzel şehirde güreşin de o şekilde seyredildiğini öğrenmek insana bir hayli ilginç geliyor.

Tükenmiş Nefeslere

“Tribün, yalnızca maça gidip golleri alkışlayan bir taraftar topluluğu değildir. Tribün, bir ruhtur ve ne hatırlamaktan ne de umut etmekten asla yorulmaz. Tıpkı, Eskişehir Atatürk Stadı’nı dolduranların, Sinan’ı ve Ediz’i anmaktan, şampiyonluğu hayal etmekten yorgun düşmediği gibi…”

Saat Dokuzu Beş Geçe

Ağaçlar dallarını kışa çoktan hazırlamıştı. Doğa yeni mevsime soyunmuştu. Kuşlar, İstanbul’un poyrazına yenik düşmemek için evlerin taraçalarına sığınmıştı. Vişnezade eşrafı perdelerini soğuk bir Perşembe gününe açmaktan tedirgindi. Belli ki önümüz kışı sert geçecekti.

Top