2176

İnsanoğlunun doyumsuzluğundan beslenen hırsları, güç uğruna yaptıkları pek çok mücadeleye devinim katmış; nihayetinde geceleyin semada parlayan ışıklar yıldız değil, nükleer başlıklar olmuştu. İnsan… Dünyanın sırtına bu ağır yükü yükleyip taşınmasına el uzatmayan insan, kendisinin de dâhil olduğu bu yok oluşu sadece izlemişti. Yok olan yaşamların yanı sıra asıl sorun, yok edilen yaşama şanslarıydı. İnsanların pamuk ipliğine bağlı hayatları, tam tersi çelik halatlara bağlanmış, sözde kurtuluş için yapılması gerekenlere boyun eğdirilmişti.

BENİM DE AKŞAM YEMEĞİM KAYBOLDU

Bir gün eve döndüğümde akşam yemeğimi bulamadım. Aklıma gelecek son şey eve döndüğümde akşam yemeğimin kaybolmasıydı fakat işte kaybolmuştu. Buzdolabına, fırına, yemek masasına, içinde yemeğimi yediğim porselen tabağa, koltukların altına ve bodrum kata bile baktım. Nafile. Yoktu işte. Kafası çok önce bedeninden kopartılıp dondurulan tavuğum ayaklanıp gitmişti sanki. Hâlbuki onu güzelce soslayıp fırında iyice kızartacak, ağzıma atmadan hemen önce mayoneze banarken günün bütün yorgunluğunu ve hayatın yine de yaşamaya değer olduğunu düşünerek gayet mutlu hissedecektim. Olmadı.

DÜNYANIN EN GÜZEL ÖYKÜSÜ

Dünyanın en güzel öyküsünü yazmak istiyordum. Yazacağım öykünün dünyanın en güzel öyküsü olduğunu her okuyan bir çırpıda anlayacaktı. Herkes söz birliği etmişcesine, okudukları hikâyenin o güne değin yazılmış en güzel öykü olduğunu söyleyecekti. Gazetelerde övgü dolu yazılar çıkacak, kalemimle yarattığım olağanüstü atmosferi konu alan televizyon programlarında uzmanlar beni ve büyülü kelimelerimi konuşacaktı. Ülkenin en saygın edebiyat ödülünü bana vereceklerdi. Türkçe ders kitaplarında yer alacak öyküm sayesinde, yurdun en ücra yerinde yaşayanlar bile beni tanıyacaktı.

SCHRÖDİNGER’DEN MASALLAR

Oysa bilmek hatırlamak değil miydi? Siz de Schrödinger’in, üzerine pek çok yorum yapılmış, farklı pek çok kuramı açıklamış düşünce deneyini küçüklüğünüzden beri işitiyor veya fısıldıyor olabilirsiniz. Üstelik bu çağrı tahminimizden çok eski ama zamanın süperpozisyon hâlinde hepimiz için yepyeni bir cümle. Bilemiyor musunuz? O zaman hatırlatayım;

Bir varmış, bir yokmuş!

AŞK FİLMLERİNİN UNUTULMAZ YÖNETMENİ (1990)

Sinema, sanata dahil olan en son alanlardan birisidir. Hatta bir süre sanat bile sayılmamıştır ne yazık ki. Fakat zamanında sanat bile sayılmayan bu alan uğruna neler yapılmadı ki hayatta? Edebiyatta ve resimde olduğu gibi sinemada da herkesin bir derdi var, herkes bir şey anlatmak istiyor. Fakat bunu gerçekleştirmek ne yazık ki çok daha zor. İşte bu şahane filmde de bunu yapmanın zorluklarına biraz mizahi biraz da dramatik bir dille tanıklık ediyoruz.

Türk Mitolojisinde Kar ve Hamid Zübeyir’in Erciyes’in Karları Makalesindeki Yansımaları

Türk mitolojisinde kar, birçok unsurla ilişkili olarak kullanılmaktadır. Bunlardan en önemlisi “kargıma” olup kelime anlamı bedduadır. Bir diğeri Karaş Han olup karanlık tanrısıdır. Kötü bir ruh olan ve musallat olduğu insanı şizofreni hastası yapan Karamat isimli kötücül ruhun isminin kökeni de kardan gelmektedir. Duman tanrısı olan “Karluk Han”ın adı, temizlik tanrısı olan Karşıt Han’ın adı, ölümcül, yok edici karanlık anlamına gelen “karuk” sözcüğü de yine kardan türemiştir.

ORHUN ÂBİDELERİ

Türk tarihinde en az, kurulan devletler, yapılan savaşlar kadar önem teşkil eden bir şeyden bahsedeceksek bu şüphesiz Orhun Âbideleri olurdu. Birçok niteliği muhtevasında barındıran bu yazıtlar, başta tarihimizin aydınlatılması hususunda olmak üzere pek çok mesele hakkında bizlere fikir vermektedir. Göktürk Devleti döneminde dikilen bu âbideler, “Türk” adının ilk kez kullanıldığı Türkçe metin olarak karşımıza çıkmaktadır.

Top