İNSAN,RUH VE SONSUZLUK

Teoloji, metafizik ve felsefe yaradılış konusunu farklı bakış açılarıyla açıklamışlardır. Kur’an-ı  Kerim insanın yaradılışını :   “And olsun ki biz, insanı çamurun özünden yarattık.’’ ayeti ile ifade eder. İnsan bedeni, dört ana unsurun birleşmesiyle vücut  bulmuştur. Toprak, su, hava ve ateş   Yaradan, insan bedenine ‘’ruhundan ruh üfleyerek’’ onu ölümsüz kılmıştır.

    Şeyh Galip’in ; ‘’Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen.’’ İfadesi de ruhun Yaradan tarafından sadece insana verildiğini ve insanın ‘’eşref-i mahlûkat’’ olduğunu pekiştirir.

    Mevlana’nın ölümü;  şeb-i arus (düğün gecesi) olarak tanımlaması, insanın bir ruha sahip olması ve bu ruhun da ölümsüzlüğünden dolayıdır.

  Ruh kavramı sözlüklerde ; ‘’Hayatın özü, canlılığı sağlayan, maddesel olmayan varlık, ölümsüz sayılan töz, ilke.’’ anlamlarını taşımaktadır.

Buradan hareketle insan,  her şeyden önce kendi bilmek zorundadır. Bilmek ile tanımak farklı kavramlardır. Bilmek, daha genel, tanımak ise, kişiye özeldir. Ayrıca tanınmayan bir şeyin bilinmesi de beklenemez. İnsanın önce kendini tanıması, sonra da tanıdığı kendisini bilmesi gerekir. Yunus Emre, bu olguyu şöyle açıklamaktadır:

‘’İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin

Ya nice okumaktır’’

Kendini bilmek, insanın içindeki kibir ve gururu kırmak için değil, kendi öz değerini de bildirmek içindir.

Sokrat; “Hayatta en büyük facia insanın kendinin farkına varmamasıdır.” der. İnsanın kendisinin farkına varmasının yolu ise, ancak insanın varlık sebebini bilmesi ve fiziksel- ruhsal özelliklerini tanımasıyla mümkündür.

Batı düşünce sistemi; insanı henüz bilmekten ve tanımaktan çok uzaklardadır. Zira Batı uygarlığı insanları; marka düşkünü, mal esiri ve tüketim çılgınlığı arasında  bocalandırmakta ve bir türlü çıkış yolu gösterememektedir. Halbuki Türk kültür vadisi içinde yetişen nice ulu kişi, insanlığın kendini bilmesi ve tanıması açısından yeni önermeler ileri sürmektedir. Bütün hadise, çağdaş Türk düşünce adamlarının bu sistemi işleyerek anlatması ve tanıtmasına  bağlıdır.      

Niyazi Mısri’nin, “Çün nefsin bilen kişi Allah’ı bilirmiş.”

Ve Hacı Bayram Veli’nin, “Sen seni bil, sen seni.”

Hacı Bektaş Veli’nin, “Sakin ol, kimsenin gönlünü yıkma.” tavsiyesiyle

Seyrani’nin, “Gönül beytullahtır  yıkma Seyrani.” dizesi arasındaki benzerlik aynı kültür ortamının insana ve onun gönlüne verdiği önem vurgulamaktadır.

İnsan bütün âdemin özü olduğu için onun hakikati gönlüdür.

“Bizim Peygamberimizin yolu aşk yoludur. Biz aşkın çocuğuyuz. Aşk da bizim annemiz.” diye Mevlana, “Gel!’ çağrısı ile mutsuz, umutsuz insanların sığınağı olmuştur.

O, bir kubbe-i hadradır ki, altında tıpkı Oğuz Han’ın otağı gibi bütün insanlara yer bulunur.

Sen gönlünü yücelt, göçünü kutlu kıl.

Seyit Ahmet Arvasi’nin konuya yaklaşımın esasını ; ‘’ İnsan idrakinde kabuk, öz, cevheri bir arada yakalayan tek varlıktır. O, dış dünyayı ve etkide kaldığı âlemi, duyularla algılar, idrakle düzenler ve şuurda anlamlandırır. Böylece duyumlar, algılar ve kavramlar doğar. İdrak bir yönü ile somutu diğer yönü ile soyutu yakalar. Duyuların somutladığını şuur soyutlamaktadır.’’ sözleriyle belirtir.

   Ruhun sadece insana bahşedildiğinin şuur ve idrakine kavuşanlar  dünyayı  güzelleştireceklerdir.

Görsel

Top