İÇREK BİLGELİĞİN USTASI ; PLOTINUS

Hayatınızın herhangi bir döneminde mutlaka karşılaştığınız bir tablo vardır. Aslında tablo değil, bir fresk olan Raffaello Sanzio ait “Atina Okulu”. Bu çalışma Atina Okulu’nda ana konu olan felsefe, astroloji ve ilahiyatı bir arada almıştır. Fresk, Vatikan’da Stanza della Segnatura’da bulunmaktadır. Rönesans’a kaynak olan 59 bilgini resmetmiştir. Tam ortasında ise iki önemli filozof vardır. Bu iki filozof Platon ve öğrencisi Aristo’dur. Elinde eseri Timaeus’la ve gökyüzünü gösterirken görebiliriz. Aristo ise elinde Ethics adlı eseri ile ve yeryüzünü gösterirken resmedilmiştir. Bu simgesel anlatımda görebileceğimiz gibi Aristo eserlerinde yersel dünyaya göndermede bulunur. Örnek olarak şu an fen bilimleri alanında var olan bir çok sınıflama; biyoloji, kimya, fizik Aristo’ya ait olan sınıflandırmadır. Platon ise gökyüzünü gösterirken bize göksel dünyanın kapılarını açar. Dünya yaşamı, yemek, içmek ve bilumum tüm materyal tecrübe ötesinde bir hayatı sunar bizlere. n bize sunduğu bu hayat bizim “ruhsal” bir yönümüz olduğu ve “ruhsal bir yaşayışa” sahip olduğumuzu anlatır. Platon felsefesi içinde “idealar dünyası” önemli yer tutar. Her şeyin en saf ve doğru olduğu idealar dünyası için ise şu anda deneyimlediğimiz yaşantı gölge bir dünya olarak varlığını sürdürmektedir. Çünkü idealar dünyası saf erdemlerden oluşur ve adalet, sevgi, doğruluk, düzen ve daha birçok erdemi maalesef dünyaya tam olarak yansıtmamız pek mümkün olmamaktadır. Platon idealar dünyası ile halen idealist felsefenin kalbindedir. Platon sonrasında, Platon fikir ve düşüncelerini temel alan birçok felsefe okulu kurulmuştur. Bu okullar genel olarak Yeni Platoncu okullar olarak adlandırılır. MS. II. Yüzyılda yeniden canlanmaya başlayan Platonculuk, III. Yüzyılda özellikle Plotinos’la beraber en sistemli ifadesine ulaşarak, felsefe ve teolojinin gelişmesini kimi zaman açık kimi zaman gizli olarak etkileyen temel entelektüel güç olmuştur. Hellenistik felsefenin son çiçeklenişini temsil eden Yeni Platonculuk yüzyıllardır filozoflarca tartışılan temel konuları bütünsel bir sistem içinde bir araya getirmek özellikle de Platon ve Aristoteles’in öğretilerini uzlaştırmak yolunda atılan önemli bir adımdır. Bireysel tüm farklılıklarına rağmen ortak bir kavrayış vardır; Tanrının aşkınlığı kavrayışı…

Yeni Platonculuk; “Tanrının aşkınlığı” ve nihayetinde “Tanrı ile mistik birlik” öğretisiyle kendini Plotinos’un “Mutlak Bir” tanımında bulmuştur. Plotinos’ u önemli kılan ise bize ilettiği fikirleri tüm dinlerin içrek kısmında bulabilmemizdir. Tasavvuf, Sufizm gibi yine bizlere yakın öğretilerin temelinde Plotinos’a ait “İlahi Aşk” kavramı yer alır. Bunu felsefe alanında Farabi ve İbn Sina’da ve mistik alanda; Mevlana, Yunus Emre, Nesimi, İbn Arabi gibi sezgisel bilginin ustalarında da görebilmekteyiz.

Tabii ustaların her zaman, başka bir ustası vardır. Plotinos’un hocası ise kendisine İskenderiye’de ders veren Ammonius Sakka’dır. İskenderiye’den, Doğu ülkeleri öğretilerini öğrenebilmek için asker olan Plotinos, siyasal değişiklikler sebebiyle amacına ulaşamaz. Bu nedenle yön değiştirerek Roma’ya gider ve buraya yerleşir. Kurduğu okulda büyük bir bilgin olarak ünlenir ve MS. 270 yılında ki ölümüne kadar ders verir. Burada dönemin imparatoru Gallienus ve İmparatoriçe Salonina da dahil olmak pek çok önemli bilgin ve sanatçılar öğrencileri arasında yer almıştır.

Plotinos’un hayatına, kişiliğine ve felsefi üslubuna dair en doğru bilgiler öğrencisi olan Porphyry tarafından aktarılmıştır. Porphyry, hocası Plotinos’un hayatını 28 yıl sonra 298 yılında yazmaya başlar. “Plotinos’un Hayatı” adlı bir eser kaleme almanın yanı sıra Plotinos’un büyük çaplı eserlerinden bazılarını toplamda 54 tane olmak üzere 6 gruba bölerek bir araya getirir.

Porphyry, Enneads başlığını taşıyan dokuzarlı gruplar halindeki bu seriyi kronolojik bir sıralamadan ziyade tematik bir düzenlemeye tabii tutmuş görünmektedir. Bu sistematiğe göre dokuzluklar; maddi olandan, ilahi olana ve somuttan, soyuta doğru hareket eder. İnsani meselelerle başlar, fiziksel dünya ile ilgili çeşitli konulardaki tartışmalarla devam eder, sonra da ruh, bilgi ve anlaşılabilir gerçeklik ve son olarak her şeyin ilk prensibi “Mutlak Bir” hakkındaki düşüncelerle sona erer.

Plotinos, Antik felsefeden gelen gerçeklik, akılcılık fikirleri ve diğer taraftan En Yüce İlke’den ve varlıkların bu ilkeyle aralarındaki mesafeye bağlı olarak kazandıkları kutsallık derecelerinden bahsederek aynı zamanda sahip çıktığı gelenekten de ayrılır. Göksel bilgeliğin, yersel yansımasını göstererek gerçek bir sentez ortaya koymuştur.

Plotinos, “Mutlak Bir” den tanımladığına göre Tanrı, evrenin kaynağı olmuş olur. İşte bu bakımdan Plotinos’ta hem dinî ve hem de felsefî bir esin söz konusudur. Ayrıca o, felsefesini kurtuluş öğretisine dayandırmakla da dinî ve felsefî bir yol izler. Gerçekten de Plotinos, felsefesindeki dinî öğeleri mantıksal bir şemayla birleştirir. Felsefesindeki temel gaye ruhun kurtuluşu olmakla birlikte evren hakkında felsefî akılsal bir açıklama getirir. Bu yüzden Plotinos’ta dinsel evren tasavvuru ile felsefî evren tasavvuru bir araya gelir. Buradaki amaç, ruhun kurtuluşu, yani ruhun özüne kavuşmasıdır. Felsefe ise bu esas gayeye ulaşmak adına bir araç olarak görülür.

Plotinus’a göre ruh, tanrısal dünyadan maddesel dünyaya düştüğü için mutsuzdur. Bu dünyada bir beden içerisinde bulunmaktan utanan ruh tanrısal dünyaya geri dönmek ve Mutlak Bir’le birleşmek istemektedir. Nitekim ruh ölümle birlikte tanrısal dünyaya geri dönecektir. Fakat eğer ruh, kendisine sonradan bulaşan kötülükleri temizleyebilirse ölmeden önce bile Mutlak Bir’e ulaşabilir ve onunla birleşebilir. Ve ruh, bu manevi yolculuğunun sonunda kurtuluşa ve mutluluğa kavuşur. O halde Plotinus’ta ruhun geldiği yere yani Tanrı’ya ulaşmasının yolu arınmadır. Peki ruh, Tanrı’dan nasıl ayrılmış, ondan nasıl ayrı düşmüştür. Bunu anlamanın yolu, Plotinus’un varlık anlayışını, metafiziğini anlamaktan geçer. Zira Ruh da diğer varlıklar gibi Bir’in taşmasıyla meydana gelir ve bu taşma hiyerarşik bir yapı arz ettiğinden Ruh Tanrı’dan uzak düşmüş olur. Plotinus’un metafiziğinde Zekâ, Bir’den türerken, Ruh da Zekâ’dan türer.

İnsan ruhlarının mertebe bakımından farklı farklı oluşu ruhun doğasıyla ilgili bir durumdur. Plotinus’ta ruh özgür bir doğaya sahiptir ve bu yüzden o, cismani dünyanın çağrısına uyup maddeye yönelebileceği, düşerek dünyevi bir organizmada cisimleşebileceği gibi akla doğru yönelerek entelektüel bir hayat da yaşayabilir. Ama Plotinus’ta esas amaç, insan hayatının gayesi, ruhun temizlenerek git gide Tanrısal varlığa benzemesidir.

Plotinos, görüşleri üzerinden geçen uzun zamana rağmen hem felsefe hem de inançların bulunduğu içrek ekolleri halen etkilemektedir. Enneadlar ismini verdiği eseri ise şu an halen okunan bir eser olarak güncelliğini sürdürmektedir.

Kendi heykelini yontmaya devam et” der, Plotinos ve şöyle devam eder “Kendini bulmak için bakacağın ilk yer sensin. İyiyi, güzeli, saf aşkı ve erdemi yaşamak için kendini yontmalı, üzerindeki kabukları atmalı, içindeki saf varlığı keşfetmelisin. Bu ancak saf bir bakışla mümkündür. Ne var ki dünya, nesneleri, suretleri, sıfatları ve renkleriyle araya girer ve bakışımızı bulandırır. İnsan aklını ve ruhunu bundan kurtarmalıdır”

Kaynaklar:

Plotinos, Enneadlar

Pierre Hadot, Plotinos ya da Bakışın Saflığı

Zerrin Kurtoğlu, Plotinos’un Aşk Kuramı

Ahmet Arslan, İlk Çağ Felsefe Tarihi

Top