İçimizi Isıtacak Gelenekler

Gelenek Türk Dil Kurumu’nun tanımlamasına göre “Bir toplumda, bir toplulukta eskiden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlar, anane, tradisyon” demektir. İslam dünyasında Seyyid Hüseyin Nasr tarafından temsil edilen geleneğin, insanı ilahi olana bağladığını ve dini, vahiyi, ahlaki, bâtini olanı aktarması olarak bilinir. Batı dünyasında sophia perennis’e, Müslümanlıkta hikmet-i Halide, Hindular’da ise sanata darmaadları ile anılmaktadır ve İngilizceye 14.yüzyılda Fransızcadan tradicion’dan türeyerek girmiştir. Latincede bilgiyi aktarmak ve bir öğretiyi aşılamak anlamlarına gelir.

Bir eylemin gelenek olması için üç kuşak yaşanması, aktarılması gerektiği söylenir. Bazı geleneklerimiz çok eskilere dayanmakla beraber bazıları da anlam değiştirmişlerdir, bir kısmı ise yeni oluşmaktadır. Öyleyse derlediğimiz birkaç geleneğimize göz atalım:

Sadaka Taşı farklı boyutlarda olmakla birlikte genellikle 2 metre boyunda ve silindir şeklindedir. İhtiyaç sahiplerinin alabilmesi için para ve altının bırakıldığı genellikle cami, çarşı, hastane, çeşme yanı vb. yerlerde olan, kimsenin olmadığı zamanlarda atılan, yardımlaşmanın, iyiliğin, duyarlılığın ve kibarlığın timsali olan, veren elin alan eli görmediği, bir elin nesi var iki elin sesi var deyimlerimizi tam anlamıyla yaşattığımız bir geleneğimizdir ve halen günümüzde bazı şehirlerimizde devam etmektedir. Mimari değişimlere sahip oluşu gibi bölgesel olarak isim değişikliği de yaşamıştır. Mesela Konya’da Hayrat deliği olarak, Kayseri’de Hacet taşı, Batman’da Zekat kuyusu başka illerde Fıkara taşı ya da İhsan kapısı olarak da bilinir.  İstanbul Zeytinburnu Kazlıçeşme yanı, İstanbul Eminönü Nuruosmaniye Camisi avlusu, İstanbul Fatih Mehmed Ağa Camisi yanı gibi, Ankara’da Altındağ Yeşil Ahi Camisi girişi ve avlusu, Ankara Hacı Bayram Türbesi gibi ve Edirne, Sivas, Samsun, Çankırı, Manisa Çorum, Kırklareli, Kayseri ve Eskişehir ve daha pek çok illerimizde Sadaka Taşı bulunmaktadır.

Peki, eskiden bir kadından hoşlanan erkeğin bir davet, düğün, buluşma vb. esnasında kendi tabağından değil de hoşlandığı kadının tabağından yemeği yemesinin onu sevdiği ve onunla bir ömür geçirmek istediği anlamına geldiğini biliyor muydunuz? İlginç olmasının yanında çok masumane bir davranış. Eskiyi düşünürsek şimdi olduğu gibi istediğin anda buluşmak, konuşmak ya da sevdiğini söylemek bu kadar kolay değildi. Sevdiğini söylemenin bir başka yolu aynı tabaktan yemek yemek idi. Üzücü bir şekilde eklemek gerekir ki bu geleneğimiz günümüzde sürdürülmemektedir.

Türk kahvesinin yanında neden su verildiğini bilen var mı peki? Eskiden ev sahibi Türk kahvesini yapıp su ile misafire getirirmiş ve eğer misafir ilk suyu içerse aç olduğunu ama ilk kahveyi içerse tok olduğu anlamına gelirmiş. Böylelikle ev sahibi açsa hemen sofrayı hazırlarmış. Bu geleneğimiz günümüzde bilinmemekle beraber ilk suyu içmenin nedenin ağızda kalan kalıntıların giderilmesini sağlamak ve kahvenin tadını daha iyi almak için içildiği söylenmektedir.

Bir kahvenin kırk yıl hatırı var derler. Peki, tuzlu kahvenin de hatırı var mıdır? Aslında biraz komplike bir soru olabilir. Eskiden, kız isteme merasimlerinde tuzlu ya da acı kahve yapıldığında kızın oğlanı istemediği anlamına gelirdi çünkü o zamanlar da kızın ve oğlanın tanışması ya da birbirini sevme sonucu isteme merasiminin gerçekleştiği az görülen bir olaydı. Durum görücü usulü olunca kız da oğlanı sevmediğini tuzlu kahve yaparak belirtirmiş ve oğlanın ailesi usule uygun olarak oracıktan kalkarmış ama günümüzde tuzlu kahve yapmak birbirini seven iki insanın isteme merasiminde hem bir eğlence aracı olarak hem de oğlanın kızı her zaman acısıyla tatlısıyla seveceğini her zaman yanında olacağının bir işareti olarak yapılmaktadır. Her ne kadar anlamı değişse de geleneğimiz içimizi ısıtan bir edayla günümüzde devam etmektedir.  Bu kadar kahveden bahsetmişken bir ekleme yapamadan geçmek istemeyiz. Kahvenin ana vatanının neresi olduğunu bilen var mı? Kahvenin ikramında geç kalındığında şu sözün söylendiğini bilirsiniz. “Kahve Yemen’den mi geliyor.” Aslında cevap sözün içerisinde bulunmaktadır. Türk kahvesinin ana vatanı Yemen ve Habeşistan’dır.

Gidenin arkasından su dökmek ise eski Türklerden beri süre gelen bir geleneğimizdir. Bir sürahi ya da tas ile evden ayrılan bir kişinin arkasından dökülür ve ardından dua edilir. Su gibi git su gibi gel, kazasız belasız geri dön ve yolun su gibi açık olsun manalarıyla kültürümüzde yer bulmuş bir geleneğimizdir. Ne yazık ki günümüzde eskisi gibi uygulanmamaktadır ve gitgide unutulmaya yüz tutmuştur.

 Hayatımızda birçok dilek dileriz. Bazıları gerçekleşir bazıları ise öylece hiç dilenmemiş gibi kalır. Ağaçlara bez ve çaput bağlamak da Şamanizm inancından beri süre gelen ve birçok toplumda görülen bir gelenektir. Kutsal ve bilgeliği temsil eden ağaçlara dileğini dileyerek çaputunu bağlarlardı ve hatta ağaçla konuşurlardı, ağacın enerjisini hissetmeye çalışırlardı. Bu yüzden bir ağaca bağlanırdı. Ağacın, toprağa ve evrene bu enerjiyi göndereceğini ve gerçekleşeceğini hissederlerdi. Eskiden sadece belirli yerlere bağlanıyor olsa da şimdiler de türbe yanlarına ya da kutsal saydıkları başka yerlere de çaput bağlanmaktadır.  Umarım herkesin dileği bir gün gerçekleşir.

Gelin alma merasimi esnasında damadın ayakkabısının saklanması da günümüzde bazı yörelerde devam eden bir geleneğimizdir. Eskiden damat gelini almak için gelip eve girdiği esnada gelinin yakın çevresindeki bir kişi tarafından ayakkabısı saklanırdı. Bunun sebebi hem eğlenmek hem de makul miktarda bahşiş almayı sağlamaktı. Tabii ki bu alınan para yine düğün için kullanılırdı. Yine aynı şekilde eskiden evlenmek isteyen oğlan, evlenmek istediğini belli etmek için babasının ayakkabısını duvara çivilermiş. Çok ilginç olmakla beraber eskiden aileyle bu tarz durumları konuşmanın zorluğunu kolaylaştırmak için yapılmış ve sonrasında gelenek olarak bizlere miras kalmıştır.

Son olarak, eskiden esnaflar birbirlerine yardımcı olabilmek için gelen müşteriye birkaç adet ürün sattıktan sonra diğer ihtiyaçlarını alması için başka esnaflara yollanırmış. Herkesin para kazanmasının sağlandığı ve dayanışmanın arttırıldığı bu geleneğimiz maalesef günümüz büyük alışveriş merkezleriyle değişim yaşayan toplumumuzda mümkün kılınamıyor.

Daha nice geleneğimizin olmasıyla beraber hepsinin kuşaktan kuşağa aktarılmasını ve unutulmamasını dileriz…

GÖRSEL

Top