Her yerde bir Mevlüt Emmi var! Anadolu’dan kısa hikayeler…


Komşuların birbirine selam bile vermekten gocunduğu bu dönemde ufak şakalaşmaların anılarda yer alması oldukça düşük bir ihtimal halini aldı. Bugünlerde şiir ve öykü kıtlığı yaşanması, geçmişe özlem duyulması hep bundan. Muhabbetin olmadığı yerde edebiyat var olamıyor maalesef.

Her ilde yaşanırdı eskiden şakalaşmalar, ufak sürtüşmeler. Şimdi böyle bir olay olsa adam öldürülür.Kimse kimseye darılmaz, üç günden fazla katiyen küslük yaşanmazdı. Ordu’da Ali, Eskişehir’de Veli, Diyarbekir’de Hasan belki de… Ama vakti zamanında Suvermez Köyü’nde yaşayıp da ebediyete intikâl eden bu sevimli insanın adı Mevlüt Emmi’ydi. Kendi halinde hanımı Hava abla ile yaşardı. Caminin yanında iki göz odası ile bir tandır damı olan avlusunda küçük bir eşeği ile yaşarken fakirliği ile mutluydu sanki. Zengin birisi değildi, oldukça fakir sayılırdı. Bir parça tarlası kalmıştı babadan .

Bir sene nadasa bırakıp,öbür sene ekmeye çalışırdı tarlasını. İçinden çıkan kışlık yiyeceğini kıt kanaat idare etmeye çalışırdı. Caminin avlusunda toplanan köy halkıyla sohbet etmeye bayılırdı.Bazen de eşeğine yüklediği heybesindeki üzümleri satmak için aşağı köylere gittiği olurdu.Orada gördüğü,konuştuğu insanlardan bahsederken gözleri gülerdi.
Köylerdeki insanların bir çoğu Mevlüt emmiyi tanırdı,severlerdi . Yemek ikram ederler,karnını doyururlardı gittiği köylerde.
Arada sırada Mevlüt Emmi’ye takılıp kızdırırlardı.Onun sinirlenip bağırması hoşlarına giderdi insanların. Yusuf Bey çok severdi Mevlüt Emmi’yi, ne zaman görse ona takılır,kızdırırdı,elinden düşmeyen küçük deyneği ile Yusuf Bey’i kovalardı. Bu kovalamaca görmeye değerdi, Yusuf bey 1.90 boyunda iri yarı bir delikanlı olmasına rağmen Mevlüt Emmi oldukça küçük boylu ve 45-50 kg civarındaydı. Yine bir gün caminin önüde Mevlüt Emmi eşeği ile bir yerden gelirken Yusuf Bey eşeğin yularını tutmuş Mevlüt Emmi ile şakalaşıyordu. İş en sonunda Mevlüt Emmi ile bahse girmeye kaldı, Mevlüt Emmi ile birlikte eşeğini kaldırırsa eşeği Yusuf Bey’e verecekti, kaldıramazsa bir daha şaka yapmayacaktı.

Kabul edildi .Herkes başlarına toplandı,kahkaha sesleri ortalığı çınlatıyordu. Yusuf Bey eşeğin altına başını uzatıp bacaklarından tuttu, Mevlüt Emmi ile birlikte havaya kaldırdı. Yere indirip Mevlüt Emmi ben kazandım derken Mevlüt Emmiyi eşeğin üzerinden kucaklayıp indirdi eşeğin yularından tutup eve götürdü. Mevlüt Emmi orada öylece kalmıştı. Ne yapacağını bilemeden evin yolunu tuttu. Biraz sonra avludan Hava Abla’nın feryadı yükselmeye başladı. Ne yapsın yazık Mevlüt Emm’inin tek vasıtası eşeği elinden gitmişti.
 

Yusuf Bey merhametliydi, eşeğin yuları ertesi gün yine Mevlüt Emmi’nin ellerindeydi.

Bu hikaye böylece geldi geçti ve anılarda kendine yer etti. Anadolu insanında muhabbet var oldukça yenileri de eklenecektir elbet. Bu yüzden sohbetimiz, muhabbetimiz daim olsun.

Mevlüt emmi eşeğinin üstünde,
Fotör şapka yere düştü ne deyim.
Goca yusuf gucaklamış üst üste,
Cümle alem bile şaştı ne deyim.

Ömür tükenirken aldığı gamdı,
Kaldığı yer iki gözlü bir damdı.
Kırkbeş kilo nazikce bir adamdı,
Mevlüt emmi geldi geçti ne deyim.

Bahse girdi ikisini kaldırdı,
Mevlüt emmi eşeğini aldırdı.
Acısını yüreğine saldırdı,
Goca yusuf aldı gaçtı ne deyim.

Şaşkınlığın nidâsı var dilinde,
İki eli kalakaldı belinde.
Eve girdi fotör şapka elinde,
Hava aba yaşlar döktü ne deyim.

Çekti gitti eşeği yol boyunca,
Samanlığa gapatıp da goyunca.
Şaştı galdı emmisi de duyunca,
Memet emmi geri saldı ne deyim.

Pay pençe edip de dört yana salıp,
Arada düşünüp geçmişe dalıp.
Tatlı hatırayla mâzide kalıp,
Hayâl ile düşe döndü ne deyim.

Yıllar tükenirken su gibi aktı,
Mektuplar gelirdi selâmı çoktu.
Bilgisayar ne ki internet yoktu,
Ağız tadı gışa döndü ne deyim.

Boş yere anlatma git de yat diyor,
Mâzide kalanı götür sat diyor.
Mektubu boş ver de mesaj at diyor.
İşte böyle daha size ne deyim.

Top