EN HIZLI YAYILAN SALGIN: KORKU

Korku, bir belirsizlik karşısında tehdit algısı ile tetiklenen, rahatsız edici ve olumsuz bir his olarak tanımlanabilir. Oluşan bir tehlike durumunda kişinin kendini korumak içgüdüsü ile ortaya çıkan bu duygu bireyin birçok rahatsızlığının da baş göstermesinin asıl nedeni olarak gösterilebilir.

Korku üzerine daha basit düşünmek gerekirse bu durumu ortaya çıkartan etkenlerin kültürden kültüre farklılık gösterebileceğini görüyoruz. Bir coğrafyanın kültürü orada yaşayan insanların çekinceleri ve korkularını şekillendiren temel ögedir. Üzerinde yaşadığımız satıh ve bağlı bulunduğumuz değerler kapsamında korkularımızın genel olarak dini öğretiler ve ekonomi üzerine şekillendiğini söylemek yanlış olmaz. Fakat yine korkularımızın bastırılması noktasında da tabi olduğumuz inancın en büyük yardımcımız olduğunu da göz ardı etmemek gerekir. Küçük bir örnekle farklı kültürlerdeki korku faktörünün değişkenliğini açıklamak istersek gerilim türündeki sinema eserlerini karşılaştırarak bunu yapmak yanlış olmayacaktır. Avrupa ve özellikle Amerikan sinemasında örneklerine rastladığımız seri katil, cadılar ve bilimum canavarlar Türk sinemasında çoğunlukla komedi unsurları arasında yer alan ve parodi hikayelerin işlenmesinde kullanılan metinler olarak ortaya çıkmaktadır. Haricen ortak kaygıların yer aldığı eserlerde de paranormal olayların bileşim kümesi içerisinde yer aldığını görüyoruz.

Peki birçok farklı konunun yanı sıra bileşim kümesinin içerisine giren ve din, dil, ırk, renk vs ayırt etmeyen korkularımızdan bahsedecek olursak… Tabii ki insani duygular ve sorumluluklar işin içine girdiğinde durum biraz daha değişmeye başlıyor. Yaşadığımız dünyanın içerisinde bulunduğu ekolojik sıkıntılar, dünyayı paylaştığımız diğer canlı dostlarımız ve insan sağlığı işin içine girdiği zaman tüm bu farklı etmenler ortak bir paydada bir araya gelmeyi başarıyor. Henüz içerisinde bulunduğumuz küresel ısınma faktörü ve yeni yıla damgasını vuran Avusturalya orman yangınlarının tüm dünya üzerindeki etkilerini ve insanların yaşadıkları endişeleri gördük. Tüm bu ve buna benzer süreçlerde dünyanın verdiği tepkileri keza okuduk, inceledik yahut birebir yaşadık. Korku en hızlı yayılan salgın olarak, yaşanacak küresel bir problemde tüm insanlığı etkisi altına almayı başarıyor.

Ülkemiz yakın tarihinde yaşanmış büyük felaketlerden biri olarak değerlendirebileceğimiz 17 Ağustos 1999 Düzce depremi sonrası oluşan kaos ortamı ve yaşanan psikolojik gerilim deprem sonrası da panik ortamını yüksek seviyelerde tutmuş ve deprem harici kayıplara da sebep olmuştur. Deprem sonrası yaşanan korku eylem planlarını altüst etmiş ve korunmaktan ziyade kaçmayı düşünen insanlar kendilerini balkonlar ve pencerelerden metrelerce yükseklikten aşağıya bırakmaktan kaçınmamıştır. Bu durum çeşitli yaralanmalara ve can kayıplarına yol açmıştır. Bu durumun altında yatan sebep tek kelimeyle korkudur.

Sadece bölgesel olarak değil küresel olarak yaşanan korkulara bakacak olursak da ön plana ölüm korkusunun çıktığı aşikar. Bu bağlamda geçmişte de yaşanan birçok salgın hastalık tüm dünyayı etkisi altına almış ve binler hatta milyonlarca insanı canından etmiştir. Son aylarda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tesiri bulunan Covid-19 yani bilinen adıyla Corona virüsü tüm dünyaya korku salmayı başarmıştır. Alınan tedbirler ve uyulması gereken kurallar bir yana dursun yaşanılan panik bunların önüne geçmiştir. Hatta virüsün yayılmasının en büyük etkenlerinden bir tanesi de şüphesiz ki korku halidir. İnsanların yaşadığı ölüm korkusu yahut yakınlarını kaybetme düşüncesinin oluşturduğu koruma içgüdüsü zamanla yerini çaresizliğe ve en sonunda nefrete bırakmıştır. Tahammül sınırlarının zorlandığı bu dönemlerde insanlar bencilleşmeye başlamıştır. Nitekim sosyal mecralarda dolaşan videolarda özellikle yurt dışı menşeili kaynaklardan gelen gönderilerde insanların birbirlerine tuzak kurarcasına yaptıkları davranışlar dikkat çekmektedir. Korku halinin getirdiği durumlardan bir tanesi de bir salgın rahatsızlığı durumunda henüz bu hastalığa yakalanmamış ya da bu süreç boyunca hastalığa yakalanmayacak bireylerin psikolojik olarak kendilerini sürekli kontrol etmeleri ve dinlemeleridir. Bu tarz bir durumda birey kendisini hastalığa yakalanmış veya her an yakalanabilecek bir pozisyonda hisseder. Gerekli önlemleri almasına ve uyulması gereken kurallara uymasına rağmen bu durum korku psikolojisinin bir etkisidir.

Korku faktörü ile ilgili açıklamaya çalıştığımız birçok farklı durumdan da anlaşılacağı üzere herhangi bir etken veya hastalık durumunda olayları zirveye tırmandıran olgunun korku olduğunu bir kez daha görüyoruz.

Top