“Çok satanlarla bir sıkıntım yok, çok satması gerekenlerin yeterli ilgiyi görmediğini düşünüyorum”

Röportaj: Ahmet Balcı

İzmir’de yaşamanın güzel taraflarından biri, Alsancak tarafına çıkınca ‘Çok Satması Gereken’kitapların mekanı Yerdeniz Kitapçısı’na uğramaktı. Nuray Önoğlu ve eşi Ergun Tavlan’ın güleryüzüyle karşılanacağınız bu dükkânın bir okur için en doğru adreslerden olduğunu anlamanız uzun sürmez. Çini işlemeli masasında çayınızı yudumlarken Yerdeniz’in müdavimlerinden Osman Konuk gibi bir şairle, Ahmet Büke gibi bir öykücü ile karşılaşma imkanı bulabilmek de cabası. Adını Ursula K. Le Guin’in Yerdeniz Serisi’nden alan bu mekanın sahibi Nuray Önoğlu aynı zamanda otuzu aşkın kitabı dilimize kazandıran bir çevirmen. Pandemi sürecinde tüm dünyadan masal çevirilerinin derlendiği bir blog ve bir kitabın oluşmasına önayak olmuş bir masalcı aynı zamanda. Pandemi şartlarında bir süre uzak kalsalar da evini yakınına taşıyarak Yerdeniz Kitapçısını yeniden faaliyete geçiren Nuray Önoğlu’na yönelttik sorularımızı:

-Sizinle röportaj yapmak kolay değil. Bir Masalcıya mı, bir mühendise mi, bir kitapçıya mı yoksa çevirmene mi soru soracağını şaşırıyor insan. Siz kendinizi en çok hangisi olarak hissediyorsunuz?

Cevap veriyorum: e şıkkı. Hiçbiri. Ben kendimi en ziyade çok meraklı bir öğrenci gibi hissederim. 12 sene akademisyenlik, 8 sene mühendislik yaptım; 12 senedir çevirmenlik, 5 senedir kitapçılık ve masal anlatıcılığı yapıyorum. En uzun yaptığım iş öğrencilik: 6 yaşımda başladım, 35 yaşıma kadar fiilen öğrencilik yaptım, doktoramı bitirdiğimde resmi öğrenciliğim bitti ama ben kendimi öğrenci gibi hissetmeye, öyle yaşamaya devam ediyorum. Her şeyi merak ediyorum, yeni şeyler öğrenmeye bayılıyorum.

-Pandemi nedeniyle bir süre kapalı kalan Yerdeniz Kitapçısı’nı evinizi de yakınına taşıyarak yeniden faaliyete geçirdiniz, süreç nasıl gelişti, şimdi durumlar ne minvalde?

Evet, öyle yaptık. Evimiz İzmir’in çeperindeki bir semtteydi, sabah-akşam 1-1,5 saat yol gitmeyi, iki ayrı toplu taşıma aracı kullanmayı gerektiriyordu. Pandemi başlayınca mart ayında (şükranla anmak istediğim dükkan sahibinin kirayı üç ay eksik alarak dayanışma göstermesinin de yardımıyla) beş ay kapattık dükkanı. Ama öyle sürdürmek mümkün değildi ve bir karar vermemiz gerekiyordu: Ya dükkanı kapatacak/satacak yahut da evi dükkana yürüme mesafesine taşıyacaktık. Yerdeniz’den vazgeçemediğimiz için ikincisini seçtik.

Bir ay önce evi taşıdık, yerleştik ve üç haftadır Yerdeniz Kitapçısı açık. Tabii ki okurlarımızın ve kendimizin güvenliği ve sağlığı için son derece önlemli davranıyoruz. İzmir içinden okurlar telefonla, e-postayla, whatsapp aracılığıyla siparişlerini veriyorlar, kitapları geldiğinde kendilerine haber veriyoruz, gelip kapıdan alıyorlar. Ayrıca başka şehirlerde yaşayan okurlarımıza da kargoyla yolluyoruz sipariş ettikleri kitapları. İşe yürüyerek gidip gelme olanağı, yollarda harcadığımız zamanın bize kalması iyi oldu. İşler de beş aydır kapalı olduğumuz düşünülürse, fena değil, idare edebileceğiz gibi görünüyor.

“Kitabını çevirdiğim yazar eğer yaşıyorsa, onunla temas ettim, sorular sordum”

-İzmir’de yaşayan kitapseverlerin Alsancak’ta uğrayıp huzur bulduğu bir bağımsız kitapçı olma öykünüzü soralım bir de. Yerdeniz’in ilk açılışına gidelim, nasıl olmuştu?

Valla aslında hikaye sevgili eşim Ergun Tavlan’la ortak bir hayalimiz olduğunu keşfetmemizle başladı. Tanıştıktan sonra anlaşıldı ki ikimiz de küçük bir kitapçı dükkanı açmanın hayalini kurmuşuz yıllarca ama bir türlü hayata geçirememişiz. Birbirimize cesaret verdik sanıyorum ve kalkıştık. Yerdeniz 2015’in Ekim ayında açıldı. Hayalimiz iyi okurun uğrak yeri olacak, edebiyatçıların ve edebiyatseverlerin kendilerini iyi hissedecekleri, okurun iyi kitaplar bulacağından emin bir şekilde müdavimi olacağı küçük bir mekan yaratmaktı. Beş yıl sonra dönüp baktığımızda, bu hayallerimizin büyük ölçüde gerçekleşmiş olduğunu görerek çok seviniyoruz doğrusu.

-Aslında hep kitap dünyasının içindeydiniz, onlarca kitabı dilimize kazandırdınız. Bugünden baktığınızda çevirmenlik maceranıza dair en çok aklınızda kalanlar neler?

Evet, otuzu aşkın kitap çevirdim.  Çevirmenlik maceram sürüyor. Talihliydim, çok sevdiğim, yararlandığım kitaplar çevirmek şansı buldum. Çeviriye çok iyi bir editörle başlamak gibi bir talih kuşu kondu başıma. Ama bu serüvenin en çok aklımda kalan şeyi şu maalesef: Ben çeviriye okuduğum kötü çeviriler yüzünden başladım. Fakat çeviriye başlayınca ve çevirmenlerin kitap çevirisinden kazandıkları paraları görünce, okur olarak neden o kadar kötü çeviriyle karşılaştığımızı anladım. İnsanlar bunu duyunca şaşırıyorlar ama bir çevirmen çevirisin bitirip teslim ettikten aylar sonra o çeviri için ödenen ücreti alır ve onu da çoğu kez taksitler halinde ikiye, üçe bölünmüş olarak alır. Üstelik, giderek artan biçimde, yayıncılar çevirmenlerle telif anlaşması yapmadan, bir kereye mahsus ücretler ödeyerek çeviri yaptırmayı ister oldu. Hal böyle olunca, neden kötü çeviriler okumak zorunda kaldığımızı anladım.

Benim için çarpıcı şeylerden biri de şu oldu çevirmenlik maceramda: Sanırım akademiden gelen alışkanlıkların da etkisiyle, kitabını çevirdiğim yazar eğer yaşıyorsa, onunla temas ettim, sorular sordum daima çeviri sürecinde. Bunun çevirmenler arasında çok yaygın bir hal olmadığına dair işaretler gördükçe hala şaşırıyorum.

-Çoğunluk sizi “Çok Satması Gerekenler” ile tanıdı. Çok satan kavramına ve kitaplara sizin yaklaşımınız nedir?

Çok satması gerekenler, apaçık çok satanlara bir nazire. Çok satması gerekenler nitelemesinin ve bizim bu kapsamda seçtiğimiz kitapların bunca dikkat çekmesi, ilgi görmesi, kanımca, bu anlamda ne büyük bir ihtiyaç olduğunun göstergesi. 

Çok satanlar için gereken her şey yapılıyor: Tanıtımlar, reklam kampanyaları, imza günleri vs. vs. Orada herhangi bir eksiklik yok.  Dolayısıyla çok satanlar benim için hakkında düşünülmesi, çaba gösterilmesi gereken kitaplar değil.

Çok satması gerekenlere gelince, onlar maalesef gerektiği kadar ilgi görüyor, tanıtılıyor, reklamı yapılıyor diyemiyoruz. Geriye kalıyor okurun, iyi okurun fısıltı gazetesi, kulaktan kulağa duyurması, birbirine önermesi. Aslında, ben bundan on yıl önce Facebook’ta Çok Satması Gerekenler’in grubunu kurmuştum. Sadece adına Çok Satması Gerekenler değil Okunası Kitaplar demiştim. Her ikisi de aynı kapıya çıkıyor. On yıldır grupta yaptığımız şeyi, iyi kitapları birbirimize haber verme işini, beş yıldır Yerdeniz Kitapçısı’nda devam ettiriyoruz bir bakıma.

Okunası Kitaplar adlı sitemizde yazdığım Kitap Kurdu Adayına Dostane Öneriler başlıklı bir yazı var. Genç okura “Başlangıçta sizi sıkmayan, rahat okuduğunuz metinler seçmeniz iyi olur. Çerez kitapları azımsamayın. Kolay okunan, akıcı, merak uyandıran kitaplarla başlamakta beis yoktur. Pek az insan okumaya Savaş ve Barış’ la başlar. Mesele bu kolay okunan akıcı kitaplara takılıp kalmamaktadır. Bütün ömrünüzü onları okumakla geçirmek çerezle doyup ana yemeği kaçırmaya benzer,” demiştim. Onu yinelemek isterim burada. Çok satanlara bir itirazım yok. Ben de okumuştum, hala arada okurum. Ama asıl gıdayı çok satması gerekenlerden alıyor okur. Dolayısıyla, çok satanlarla bir sıkıntım yok ama çok satması gerekenlerin yeterli ilgiyi görmediğini düşündüğüm için onlar lehine çalışmayı iyi bir okur olarak kendime görev sayıyorum.

“Korona Günlerinde Dünya Masalları kitaplaşıyor, gelirleri Nesin Vakfı’na”

-Aynı zamanda yetkin bir masal anlatıcısı olarak ‘yeniden eskisi gibi masallar anlatabilsem’ dediğinizi duyar gibiyim. Ama pandemi de boş geçmedi… Pandemi sürecinde bir blog etrafında dünyanın çeşitli kültürlerinden masal çevirilerinin yapılmasına önayak oldunuz. Nasıl bir verim ortaya çıktı?

Yerinde bir saptama. Yetkinlik gibi bir iddiam yok elbette, masal anlatıcılığında da meraklı bir öğrenciyim ve sanırım daima öyle kalacağım ama masal anlatmayı özlediğimi inkar edemem; büyük zevk alarak yaptığım bir şey.

Pandemi başlayınca, dediğiniz gibi aklıma dünya masallarından çeviriler yapmak düştü. Ama bunu yalnız başıma da yapmak istemiyordum. Galiba pandeminin başındaki izolasyonu kırmanın yarı bilinçli bir yoluydu benim için. Twitter’da, Facebook’da duyurdum. Pek çok kişi omuz verdi, masallar çevirdik. Ben masalların edisyonunu üstlendim ve çevrilen masalları Korona Günlerinde Dünya Masalları adlı bir blogda yayınladık. Süreç ilerledikçe masalları seslendirmek isteyenler çıktı, seslendirilen masalların linklerini bloga ekledik. Binlerce kez okundu masallar. O masallardan seçmeler de Nesin Yayınları tarafından basılacak yakında ve telif gelirleri Nesin Vakfı’na bağışlanacak. Çok mutlu ve gururluyuz masal kolektifi olarak.

-Bir kitapçı olarak okurla iç içesiniz, okurluk hallerine dair aklınızdan çıkmayan, size çok ilginç gelen şeylerden birini ya da birkaçını anlatabilir misiniz?

Aklıma ilk gelen Yerdeniz’e girip bütün rafları inceden inceye gözden geçirdikten sonra “Sizde de hiç boş kitap yokmuş!” diyen okur oldu sorunuzu okuyunca. Bir keresinde de bir okur gelip vitrine koyduğumuz kitabı ablasının çevirdiğini söylemişti çekinerek. Bir keresinde de öğrenci olduğu anlaşılan genç bir kadın biraz pahalıca bir kitabı almak istedi, sonra fiyatını öğrenince bıraktı, başka kitaplar bakmaya başladı. Tam o sırada aynı kitabı alan bir avukat okur, o kitaptan ikinci bir tane aldı ve götürüp o genç arkadaşa armağan etti. Bir ara bir abonelik kampanyamız olmuştu, İstanbul’dan bir okur bir yıllık abone parasını peşin yolladı ama kitapları ihtiyacı olan bir öğrenciye vermemizi istedi. Bir yıl boyunca her ay felsefe öğrencisi bir arkadaşın kitap sponsoru oldu böylece. Çok vardır ama ilk aklıma gelenler bunlar oldu. Söyleşi ve güzel sorularınız için teşekkür ederim.

Top