CİHANNÜMA SEKİZLİSİ

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Cinler cirit oynar iken eski hamam içinde. Develer tellal iken, pireler berber iken, ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken. Ninem düştü beşikten, dedem düştü eşikten, biri kaptı maşayı, biri kaptı şişeyi, gösterdiler köşeyi. Ben kaçtım onlar kovaladı, onlar kovaladı ben kaçtım. Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik, altı ay bir güz gittik. Dönüp bir de arkamıza baktık ki ne görelim, bir arpa boyu yol gitmişiz.

Sizlerle de şimdi soluğu uzun, boyu dev, saçı mil, gözü cam bir cihannüma masalına doğru yola çıkacağız. Hazır mısınız?

Adından ilk milattan önce 410 yılında söz edilen kule, Atinalı Alkibiades tarafından boğazdaki gemi trafiğini denetlemek ve onlardan vergi almak amacıyla inşa ettirilmiştir. Güzelliği ile filmlere ve şiirlere konu edilmiş bu kule İstanbul’un en güzel yapılarından bir tanesi olan Kız Kulesi’dir. Küçük bir adacığın üzerine inşa edilen kule yaklaşık on sekiz metre yüksekliğinde ve beş kattan oluşmaktadır. Üsküdar ilçesinde yer alan kule bu ilçede ayakta durmayı başaran son Bizans yapısıdır. Kuleye antik zamanlarda Atina Kralı Chares’in eşi olan Damalis’in adı verilmiştir. Bizans döneminde de Arcla yani küçük kule olarak anılmaktaydı. Şu an kullanıılan ismini ise Osmanlı döneminde almıştır. Birçok yangın ve deprem felaketi atlatan kule defalarca kullanılamayacak hale gelmiştir. Son halini ise II. Mahmud dönemindeki onarım çalışmaları sonucu almıştır. Hazerfen kulağına fısıldanan aşk mısralarını Galatadan, Kız Kulesine taşırken bizler de Salacaktan bir vapurla Karaköy’e doğru devam edelim.

528 yılında Bizans İmparatoru Anastasius Oilosuz tarafından tahta bir yapı olarak inşa edilmiştir. Ancak bölgede meydana gelen yangın sonucu kullanılamaz hale gelmiştir. 1348 yılında Cenevizliler tarafından yığma taşla yeniden inşa edilen kule 1453 yılında şehrin Osmanlı’nın kontrolüne geçmesiyle birlikte 18. Yüzyılda Mehteran Ocağı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bizanslıların Megalo Pyrgos yani Büyük Burç, Cenevizlilerin Christtea Turris yani İsa Kulesi adını verdikleri Galata Kulesinin isminin Yunanca’da süt anlamını taşıyan “gala” sözcüğünden türetildiği iddia edilmektedir. II. Murad döneminde yapılan onarım çalışmaları sonucunda son halini alan kulenin altmış dokuz metre doksan santim yüksekliği olup on altı metre kırk beş santim dış çapa sahiptir. Gövdesi işlenmemiş moloz kullanılarak inşa edilen yapının ağırlığının on bin ton olduğu düşünülmektedir.

Galatadan yükselen bir sese kulak verin şimdi. Bu ezginin hakimiyetine mağlup olun. “Yola çıktım Mardin’e/Düştüm senin derdine/Mevlam sabırlar versin/Yarini yitirene” Ulu Kule sizleri erbanenin uğultusunun bittiği yerde karşılayacak. Tam inşa tarihi belli olmamakla birlikte minarenin kaidesinde yer alan bilgilere göre 1176 yılında Diyarbakır Meliki 2. Kutbüddin İlgazi tarafından yaptırıldığı yazmaktadır. On altı değişik kaidesi bulunan yapı Artuklu ve Akkoyunlu dönemlerine ait izler taşımaktadır. 1400 yılında Timur istilasında büyük oranda zarar gören ve bir minaresi yıkılan cami Akkoyunlu ve Memlükler zamanında onarılmıştır. Zamanında iki minare arasında yılan ve akrep sokmasına karşın bir tılsım olduğuna inanılırmış. Bir minaresinin yıkılmasından sonra tılsımın kaybolduğu söylense de diğer bir rivayete göre de Mardinde bu tarz vakalara rastlanmadığı söylenir. Eyvan içerisindeki bulunan çeşmede ise derin bir anlam gizlidir. Kaynağından doğan su çocuk diye tabir edilen küçük havuzda toplanıp daha büyük olan ikinci havuza dökülüyor. Sonrasında mezar şeklinde olan havuza akıyor. Bu çeşme şekli itibariyle insan ömrünü temsil etmektedir.

İslami sentezin başarılı bir şekilde yedirildiği caminin mimarisinden, Antalyadaki ilk islami yapılardan bir tanesi olan Yivli Minareye doğru yola çıkıyoruz. 1230 yılında Selçuklular tarafından yapılan minarenin gövde kısmı tuğladan ve firuze renkli çinilerden oluşmaktadır. Minare sekiz yivlidir. Antalya’nın simgesi halinde bulunan yapının yüksekliği otuz sekiz metre olup doksan basamaklı bir merdivenle yükselmektedir.

Çelebiliğinden feyzlenerek yolumuza devam ediyoruz. Kimin mi? Evliya Çelebi’nin. Seyehatnamesinde Mahkeme Camisi olarak söz edilen Burgulu Kule 1237 yılında Anadolu Selçuklu hükümdarı Gıyaseddin II. Keyhüsrev zamanında rivayete göre Ferruh bey tarafından Amasyada yaptırılmıştır. 1730 yılında çıkan büyük bir yangında yanan caminin ahşap minaresi bu defa taştan ve burmalı olarak yapılmıştır. Camii de ismini minaresinin şeklinden almıştır.

Ve Türk kültüründe önemli yerleri olan bu mimari şahaserler hakkında birer birer hak dağıtırken akıllara gelen en önemli eserlerden bir tanesi de Topkapı Sarayında bulunan Kasr-ı Adl, günümüz adıyla Adalet Kulesidir. Bu kule Ayasofya ve Sultanahmet gibi anıtvari yapıların minareleriyle boy ölçüşebilecek yükseklikte, imparatorluğun haşmetinin temsili bir yapıdır. Fatih Sultan Mehmed döneminde sarayı temsil etmesi adına yapılmış olan Adalet Kulesi saray yangınından sonra on yedinci yüzyılda kârgir olarak  yeniden inşa edilmiştir. Padişahların divan toplantılarını Kubbealtı’na bakan kafesli pencereden takip etmeleri için kullanılan Adalet Kulesi, adını padişahın divana yaptığı bu nezaktten alır.

Medeniyetlerin birbirine duydukları saygı ve hoşgörünün mirası olarak yüzyıllarca sahip çıkılan yapılardan bir tanesi de Diyarbakır Çan Kulesidir. Anadolu çoğrafyasının birçok medeniyete ev sahipliği yapması, birçok kültürü içinde barındırması ve Türk kültür yapısının sahiplenici, koruyucu geleneğinin en iyi taşıyıcılarından bir tanesi olan bu yapı da yine bizlere cihannüma sekizlisinde eşlik eden mimari eserlerden bir tanesidir.

Gökten kaç elma düşerse düşsün. Artık vaktidir. Sindirella kulesinin meşhur hikayeleri ile büyütülen nesillerin ilgisini çekebilecek harika bir mimari eser olan Masal Şatosu ile keyifle gerçekleştirdiğimiz bu kültür yolculuğuna daha yakından şahit olmak isterseniz adresiniz konu edindiğimiz iller değil Eskişehir’de bulunan Sazova Parkı olsun.

Görsel

Top