”Bu bakımdan romanımda suçlu sandalyesinde oturan devlet değil, bizzat halkın kendisidir.”

Ray Bradbury’in kaleme aldığı ve bu yüzyılın en başarılı kitaplarından biri olarak düşünülen Fahrenheit 451 kağıt dosya konusuna epey uygun oldu zira bilimsel olarak kağıdın yanma derecesi bu ölçü biriminde 451.  Eserdeki dünya distopik bir dünya;  kitapların yakıldığı, düşünmenin hoş karşılanmadığı bir gelecek anlatılıyor.

Baş kahraman Guy Montag işini seven bir itfaiyecidir, ancak distopik gelecekteki  itfaiyeciler günümüzdekileri aksine alevleri söndürmek için değil  körüklemek için maaş almaktadırlar. Bradbury romanında öyle bir çağdan söz eder ki, orada bütün evler yanmaz plastik kılıfla kaplandığından yangın tehlikesi tamamen ortadan kalkmıştır. Bu nedenle de  itfaiye örgütünün işi artık değişmiştir. Montag da yaklaşık on yıldır kitap yakmaktadır. Gece yarıları baskınla gittikleri yerlerde kitapları neden yaktıklarını, bu kitapları insanların neden sakladıklarını, neden bu işi yaptıklarını ve hayatında olup biten diğer her şeyi hiç sorgulamamıştır. Zaten sorgulayan, yazan, okuyan – yani ‘entelektüel’ tanımı- insanlar bu çağda artık karalanmaya mahkumdur.

Böyle bir ortamda Montag, bir gün işten dönerken Clarisse adında genç bir kızla karşılaşır. Onun çevresindeki kimseye benzemediğini hemen fark eder. Telaşsızdır, acelesi yoktur ve gerçekten farklıdır. Bir süre sonra bir bağ oluşur aralarında ve sohbet sırasında Clarisse ona gerçekten mutlu olup olmadığını sorar. Hayatı boyunca bunu düşünmek Montag’ın aklından bile geçmemiştir. Ama evet, mutsuzdur. Eşiyle ortak noktası yoktur, işi aile geleneğinin bir devamıdır. Sorgulamaya başlar ancak her şeyi değiştirecek olay bir başka gün gerçekleşecektir.

Montag’ın hayatı bir gece kitap yakmak için gittikleri evde değişir. İhbar gelir ve bir kadının kütüphanesini yapmak için birliğiyle birlikte o eve giderler.  Montag, kütüphaneyi yakmak için kitaplıkları devirmeye başlar. O sırada avucunun içine sayfaları açılmış bir kitap düşer. Çok telaşlanır ancak benine karşı koyama ve hayatını değiştirecek olan şu cümleyi okur:  “Öğle sonu güneşinde zaman uykuya dalmıştı…”

Çılgınlar gibi korkuyor olmasına rağmen o bir saniyelik düşünme arasında el çabukluğuyla kitabı göğsüne saklar. Kitapların sahibi olan kadının kendini ancak 451 fahrenheite dayanabilecek bu nesneler için kendini feda etmesi de onu sorgulamaya bir adım daha itmiştir.

Kitabı evde gören eşi hayat arkadaşını hemen ihbar eder. Montag’ın kaçışı kanundan çok gerçeklerden olacaktır. Hayat onu var olan gerçeklerden uzaklaştırdıkça kendince olması gereken gerçekliğe daha çok yakınlaştırır ve böylece direniş örgütünün bir üyesi haline gelir. Kitapların yakılmasına karşı olan bilgelerin kurduğu bu örgüt, mirasın yok edilmesine direnmek için kendilerince eşsiz bir yol bulmuştur. Direnişin içinde olan her birey klasik eserlerden birini ezberler. Bu ‘kitap-adamlar’ da örgüt tarafından korunur.

Kitap boyunca televizyonun toplumu yozlaştırdığı, hobilere bile yer bırakmayacak kadar insanların hayatını zapt ettiği görünür.  Diğer yandan da devletin halk üzerindeki baskıcı tavrına da sık sık değinilir. Ancak Ray Bradbury yaptığı bir açıklamada kitabın yanlış anlaşıldığına vurgu yaparak şunu söyler : “Romanım aslında televizyonun okumaya, özellikle de edebiyata ilgiyi nasıl yok ettiğini anlatıyordu. Bu bakımdan romanımda suçlu sandalyesinde oturan devlet değil, bizzat halkın kendisidir.”

Sonuç olarak yazarının da değindiği gibi halkın kendini soktuğu bu yozlaşmış durumdan yine bilinçli olan bir kısım tüm geçmişi kurtarıp geleceği  yeniden kurgulayacaktır.

Kağıt gelecekte sık kullanılan bir madde olmaya devam eder mi bilinmez ancak temennimiz odur ki gelecek distopik kurgular gibi değil de ütopik kurgular gibi olur.

Görsel

Top