“Bizimkisi Kalbini Çocuk Tutmayı Başaranların Hikâyesi”

Çocuk Kalpler Kumpanyası koro şefi Saide Feray Kesim ruhunda sanat varsa başka türlü yaşamanın mümkün olmayacağını söylüyor. O içindeki ezgileri, çocuk kalpli bir ekiple yaşayan birisi. Onun olmaz denileni yapma isteği gençleri ve çocukları ‘Çocuk Kalpler Korusu’ çatısı altında toplamış. Söyleşimizde çocuk kalplerin hikâyesini konuştuk.

Biraz sizi tanıyarak başlamak istiyorum bize Saide Feray’ı anlatır mısınız?

  •  Benim için en zor sorudan başladık, kendimi anlatmak bana hep zor gelmiştir. Hem babamın hem annemin çok yoğun çalışıyor olmasından dolayı yalnızlık hissi içerisinde büyümüş birisiyim. Okulda şen yaramaz, tüm arkadaşlarını çok güldüren birisiydim. Özellikle lisedeki anılarım, haylazlıklarım dillere destandır. Sanatı, özellikle müziği çok severim, üretkenliği çok severim. İşinde iyi olanlara büyük saygım ve hayranlığım vardır. Bizlere sanat mirası bırakmış önceki nesil ustalara çok değer veririm. Sosyal birisiyim, insan ilişkilerine çok önem veririm. Tanıyanlar iyi organizasyon becerilerim olduğunu söylerler. Dahası, deli bir tarafım olduğunu da söylerler. Haksızlığa hiç gelemem, başkasına yapılmış olsa dahi tepkisiz kalamam, bazen tepkilerim fazlaca sivri olabiliyor. Öte yandan çok anaç çok kucaklayıcı bir tarafım da vardır. Duygularımı küçük ve sakin yaşamayı hiç beceremedim. Hep böyle bir coşkuluydum. Öyle gizlim saklım falan hiç yoktur. Sürpriz yapmayı da beceremem senin için şunu yaptım diye söyleyiveririm. Çok yakın dostum olan Sonay Tuğrul;  “senin bu şen, anaç ruhun bedenine sığmıyor o yüzden ara ara deliriyorsun” der. Eşim müthiş bir öğrenme ve kendimi geliştirme açlığım olduğunu söyler. Şahıs olarak kendimde bulduğum zayıflıkları açıkça ortaya koymaktan ve üstünde çalışmaktan hiç çekinmem. Koristlerim beni tatlı-sert anneleri olarak görürler. Şaşırmamak lâzım zira bazıları gerçekten evimde ve elimde büyüdü.

Müzik öğretmenisiniz, müzik ile ilişkiniz ne zaman başladı?

  •  Çok küçük yaşlardan itibaren müzikle hep iç içeydim. Ailemde sanat her zaman çok değerliydi. Bizleri yeteneklerimize göre destekleyen bir anne baba ile büyüyünce ben müzik alanında, abim de tiyatro alanında eğitimlerimizi aldık. Abim Kuzgun Nogay ilk günden beri benim bu yolda en büyük destekçim ve yol arkadaşım oldu. Kendisi konserlerimizin sanat yönetmenidir.  Frida Kahlo’nun hayat hikâyesinin anlatıldığı Frida filminde bir sahne var. Frida yaptığı tabloları Diego’ya getiriyor ve soruyor; “Sence ressam olabilir miyim” diye. Diego tablolara hiç bakmıyor ve diyor ki; “Eğer ressamsan ya çizersin, ya ölürsün. Sanıyorum sanat böyle bir şey. Eğer ruhunda varsa zaten başka türlü yaşamayı beceremiyorsun. Ben içimde hiç susmayan ezgilerle yaşadım. Başka bir yaşam biçimini bilemediğim için müziği hayatımın merkezine aldım, okulunu okudum. Çok sayıda müzik eğitimcisiyle çalıştım ama gerçek anlamda profesyonel olarak müzik yapmamda en büyük destekçilerim, deniz fenerlerim, Gazi Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümü’nde okuduğum yıllarda bana çok şey öğreten canım hocam Prof. Dr. Nezihe Şentürk, sahneye çıkmaya başladığım ilk günlerden beri hep yanımda olan Turhan Yükseler hocam, daha sonra da şu an hâlâ

Çocuk Kalpler Kumpanyasını birlikte yürüttüğümüz eşim Cengiz Köroğlu oldu.

“Kalbimle yürüdüm, kalbiyle yürüyenleri de kattım yanıma, yoluma”

Çocuk Kalpler Kumpanyası fikri nasıl ortaya çıktı? Koronun çocuk ve gençlerden oluşan dinamik yapısı var, oluşum sürecini anlatır mısınız?

  •  Çocukluğumda yaşadığım o yalnızlık hissinden bahsettim. Bununla beraber babamın kitap yazmadığı, yoğunluğunun biraz azaldığı dönemlerde evimizde herkese açık, kalabalık sofralar kurulurdu,  konu komşu hep bir arada olurduk. Yalnızlıkla hiç barışamadım, ben o kalabalık yemek ve sohbet ortamını hep çok sevdim, çok özledim. Bu sebeple bugün evimiz büyük sofraların kurulduğu, stüdyoda saatlerce çalışılan, tüm ekibin birlikte yaşadığı bir üretim evidir.  

Üniversiteden mezun olduktan sonra tüm ailemi ve dostlarımı Ankara’da bırakıp İstanbul’a müzik öğretmenliği yapmaya gelmiştim. İstanbul’da tek başına bir genç kız…  Zorluklar yaşamamak mümkün değil. Sosyal yapımla, müzik ve şarkıların birleştirici gücüyle, yeni ve sağlam dostluklar kurdum. Öğrencilerimle anne denecek kadar yakın bağlar kurdum. Çok düzenli şekilde toplanıp hep beraber şarkı söylüyorduk, bir bakıma çocukluğumda özlediğim şen, kalabalık ortamı tekrar yaşıyordum. Çalışmalarda eli yüzü düzgün bir tını yakalamaya başlayınca bende bir hayal oluşmaya başladı. Tüm kuralların dışında herkesin ‘olur mu öyle şey’ diyeceği cinsten bir hayal. Yaş sınırı olmayan bir koro. Çoluk çocuk,  genç yaşlı, herkesin aynı yürekle söyleyeceği. Hem görkemli bir koro ve çoksesli müzik yapan çocuklar, gençler ülkemizde büyük bir eksiklikti, hem de kocaman yeni ailemle iç içeydim.

Başta akademik çevrenin buna itiraz edeceğini düşünmüştüm çünkü bize ya çocuk korosu ya gençlik korosu olursun diye bir kalıp öğretildi. Uluslararası tüm festivallerde, yarışmalarda da korolar böyle ayrılıyor.   Kendimi bildiğimden beri içimdeki deli, bu kuralları hep yıkmak, hep ‘olmaz öyle’ denileni yapmak istediği için ben yine duramadım. Olur mu öyle şey diyen de oldu, gülüp geçenini de gördüm, deli işi bu dediler, hâlâ diyorlar. Ama kim ne derse desin yoluma devam ettim. Sonra bir gün bir baktım, yaşı ne olursa olsun “Çocuk Kalp” taşıyan insanların birlikte şarkılar söylemeye bayılan insan sayısı hayli artmış, konserlerimiz dolu dolu geçiyor. Başlarda eleştirisinden çekindiğim hocalarım da Ankara’dan konserlerimize gelmeye başladı. Oh dedim, yaşasın demek ki onların da onayını almışım.  Her şeyi akılla, fikirle, mantıkla çözmeye kalkışmak yerine içimizden geldiği gibi yaşamaktan yana oldum ben hep. Kalbimle yürüdüm, kalbiyle yürüyenleri de kattım yanıma, yoluma. İnsanın çocukluğundaki masum haliyle yaşaması öyle güzel ki. Ben ekibimizin en çok bu tarafını seviyorum. Tatlı, eğlenceli, neşeli, cazip buluyorum. Biz sahnedeyken insanların büyülendiği o görkemli tını bence bu samimiyetten geliyor.

“Dünyada nereye baksak bolca kötülük gördüğümüz, sözüm ona yetişkinlerin yönettiği bu sistemde kalbini çocuk tutmayı başaranların hikâyesi bizimki. ”

 Baştan beri hiç öyle büyük hedeflerimiz olmadı, meşhur olmak uğruna kendimizi kaybedip özümüzü unutacak kafalara girmedik, sarhoşluğa kapılmadık, stratejik planlar yapmadık, youtube kanalımızdaki tıklamaları saymadık, sponsorlarımız olmadı, denklemimize para hiç girmedi, üyelerimizden eğitim için ücret almadık, kendimizi insanların gözüne sokmak için değerlerimizden ödün vermedik, öylesine, olduğumuz gibi söyledik şarkılarımızı. Tam böyle küçük küçük tanınmaya başladığımız süreçte tanıştım eşim Cengo ile. Aslında yine ülkemizin eksik ve sıkıntılı olan bir başka meselesi bizi bir araya getirdi. Konserlerde bir türlü koroyu hem güçlü, hem de homojen duyuramıyorduk. Hem müziği, çoksesliliği, hem açık havada böyle bir ekibi dengede ve en iyi tınıda duyurabilecek tekniği iyi bilen bir ses mühendisi bulamıyordum.  Ekiple, Turhan Yükseler Orkestrası eşliğinde bir turneye çıkmıştık. Serinin ilki olan Çanakkale Truva Festivali konserimizden sonra ben sahneden ağlayarak indim. Orkestra gayet iyi duyuluyordu, solistlerimiz de duyuluyordu ama koronun sesi yoktu. Düşünsenize sahnede koskoca koro var ama sadece görüntü. Onca prova yapılmış, partiler yazılmış, çalışılmış ama bir teknik adam yoksunluğu yüzünden emekler çöp olmuş. Tam bir fiyasko. İşte o konserin gecesinde yine hep destekçimiz olan benim kahraman dostlarımdan Vecdi Yücelan’ı aradım, ülkede hem tekniği hem çoksesliliği bilen bir ses mühendisi yok mu diye sordum. Tabii bunu söylerken resmen isyan ediyordum. Vecdi sana tek isim vereceğim ama sizinle çalışır mı bilmem dedi. Verdiği isim Cengiz Köroğlu. Cengo hayatımıza öyle bir geldi ki işte o andan sonra bizim için her şey çok daha başka oldu. Bu kısımda ben sözü ona devretmek isterim. O süreci bence en iyi o anlatacaktır.

Saide hanım sözü Cengiz beye bırakıyor. Cengo bey bize ekibe nasıl dâhil olduğunu anlatıyor.

  • Bir akşam geç vakit çok sevdiğim dostum, Objektif grubunun bestecisi-solisti Vecdi Yücalan’dan telefon geldi. Bana kısaca koroyu tanıttı ve problemi tarif etti. Türkiye’de bu işi çözebilecek benden başka adam tanımadığını, kendilerine beni önerdiğini söyledi. Ben ise yıllarca Türkiye’nin büyük starlarıyla çalışmaktan yorgun ve yaralı bir psikolojide 3-5 yıldır inzivaya çekilmiş, İstanbul Drama Sanat Akademisi’nde 30 kadar öğrenciye ders vermekten başka bir şey yapmıyordum. Haftanın 3 günü öğretmendim, diğer günleri ise yapacağım başka bir şeye ayırmıştım ama bunun ne olacağını henüz bilmiyordum. Tonmaisterlik var, gitarcılık var, aranjörlük var, nasıl bir şey olacaktı? Teklifi seve seve kabul ettim ve ÇKK ile çalıştığım 2. konserde beklediğim işin, boşluğu dolduracak şeyin bu olduğunu anladım. Orkestralı koro konseptini çok sevdim. Ortamın ve ilişkilerin sıcaklığını ve samimiyetini, çocuk ve gençlerin enerjisini ve yüreğini, yaş sınırı olmamasından dolayı çıkan orijinal tınıyı sevdim. Feray şef ve abisi Kuzgun Nogay’ın bu ekiple başardıklarına hayran kaldım ve parçası olmak istedim. Onlar da beni çok sevdi. ÇKK’ya benim gibi bir adam, bana ÇKK gibi bir ekip lâzımdı. 2017 Eylül ayıydı. O günden bu yana beraberiz. ÇKK bir müzik topluluğundan çok daha fazlası. Sosyal sorumluluk boyutu da var. Çocuk ve gençlerin yetişkinlerle bir arada olup hem çalıştığı hem öğrendiği kalabalık, sıcak ve güvenli bir ortam sunuyor. Bu ortam bireylerin kendi korkularını/zayıflıklarını aşması için, problem üreten olmaktan çok problem çözen olmayı öğrenmek için, ‘herkesi yenip en tepeye çıkacağım, en iyisi benim’ gibi bir düşüncenin yerine ‘kendimi yükseltmemin en garanti yolu etrafımdakileri yükseltmek’ gibi bir düşünceyi öğreneceği, insanoğlunun en yüce özelliğinin ekip içinde uyumlu çalışabilmesi olduğunu idrak edeceği, topluma faydalı ve toplumu ileri götürecek sağlıklı ve albenili bireyler yetiştirmek için birebir bir ortam. Feray şef ben katıldıktan sonra çok şeylerin değiştiğini söyledi. E tabii, gençlerin bilgi ve becerilerini geliştiren bir kişiyken iki kişi olduk. Feray’ın zaten katmış ve katmakta olduğu şeylere benim yıllarca biriktirdiğim bilgi ve tecrübeler de eklendi. Birbirimizi müthiş tamamladık ve bunun üyelerimize çok faydası oldu, olmaya devam ediyor. Gayemiz dinleyicimize en iyisini sunmak, bu yönde devamlı çalışıyor ve gelişiyoruz.  Hâlâ yeterince fark edilmediğimizi düşünüyorum, kitlemizi daha da genişletmeye kararlıyız, bunun için gerekli enerji ve albenimiz mevcut. Şu dönemde maalesef pek mümkün olmuyor ama daha fazla konser yapmak istiyoruz.

Konserlere nasıl hazırlanıyorsunuz?

  • Bu soruda hemen aklıma ilk gelen can abimiz Sunay Akın’ın bir sözü oldu. Sunay abi ile Bir Cumhuriyet Hikâyesi Müzikalini yapıp şehir şehir gezdiğimiz dönem için kendisi şunu derdi; “Kocaman bir ekipsiniz ama sizinle öyle sorunsuz, öyle rahat çalışıyorum. Nasıl oluyor da her şey her seferinde bu kadar yolunda gidiyor? ”

İşte Sunay abiye bunu dedirten tüm o detaylar için biz teknik ekibimizle birlikte sabahlara kadar uyumayan vampirleriz.  Cengiz orkestra için düzenlemeleri yapar, notaları yazar, yaylılarımız ve üflemelilerimiz için can dostumuz Özcan Yılmaz düzenlemeleri yapar, notaları yazar. Konserlerden önce orkestralı provalarımız olur. Koro zaten o zamana kadar çokça prova yapmıştır, partilerine hâkimdir. Sahne yönetmenimiz Kuzgun Nogay repertuvara göre tüm barkovizyon görüntülerini ve ışık tasarımlarını hazırlar ve konserden bir gece önce sabaha kadar sahneyi ertesi akşam yapacağımız gösteri için bize hazırlar. Menajerimiz Leyla Kıratlı 86 kişilik koca ekibin tüm yolculuk, konaklama planlarını yapar, tüm detaylar ve belgelerle ilgilenir. Biz konser bitip dinlenmeye geçerken bile o durmaksızın koşmaya devam eder. Asla yoruldum dediğini duymadık.  Koristinden ışıkçısına, ses mühendisinden orkestrasına herkes ne yapacağını çok iyi bildiği için de izleyicilere muhteşem bir gece yaşatıp, büyüleyip evlerimize döneriz.

Ben konserlerin öncesinde provaları yürütüp gösteri anına kadar koronun motivasyonu ile ilgilenirim, her türlü çocukluk, ergenlik, gençlik ruh hallerinin bazen çözümleyicisi, bazen frenleyicisi bazen de arada yastık görevi yapanı olarak asla susmayan telefonlarla yaşarım o süreci. Benim yetişemediğim her anda ise konuya yetişen, çözen sanat yönetmenimiz Nogay, orkestra şefimiz Cengo ve artık kız kardeşim dediğim menajerimiz Leyla var çok şükür. Odağı sürekli işte ve dikkati herkesin söyleyeceği partilerde tutmak çok önemli. Gençler bilirsiniz genellikle çok coşkulu olur bu sebeple konser öncesi enerjilerini saklayamaz ve odaklarını bir yerde tutamazlar. Bir araya geldiklerinde kardeş gibi birlikte büyüdükleri için şakalaşırlar, espriler yaparlar, kahkahalar atarlar. Bunlar çok keyifli olmakla birlikte bir hayli enerjilerini tüketir. Sahneden inene kadar pillerini dolu tutmaları için mecburen bir durdurucu gerekiyor ve çoğu kez o durdurucu ben oluyorum. Hepsiyle öyle güçlü bağım var ki onlar beni her zaman anlıyor ve uyarılarımı anne nasihat olarak görüyorlar. Tabii yeri geldiğinde de hep beraber yapıyoruz çılgınlıkları, şakaları. Öyle anlarda da ben onlara bırakıyorum kendimi ne isterlerse öyle oluyor.

Gösteri bittikten sonra da yorgunluğu atmak için oturur hep birlikte konseri izleriz, sonraki konserler için eksik bulduğumuz yerleri tespit ederiz, oraların üzerinde tekrar çalışırız. Tam bir yatış halimiz hiç olmaz yani gördüğünüz gibi. Zaten Cengo sağ olsun öyle detaycıdır ki kimse işini tam ve en iyisiyle yapmadan, defalarca konunun üzerinden geçmeden kurtulamaz elinden.

Çocuk kalplere şeflik yapmak size ne hissettiriyor?

– Sanıyorum ömrümün son dakikalarını yaşarken bana bu hayatta yaptığın en güzel şey neydi diye sorarlarsa cevabım “Çocuk Kalpler Kumpanyası” şefliğiydi diyeceğim. Bizimkiler söylerken çıkan o tını var ya benim için dünyanın en güzel tınısı o. Her bir üyesinde olan emeklerimiz, tatlı, acı, komik bir sürü anımız, endişelerimiz, meraklarımız, heyecanımız hepsi o tınıda var duyuyorum tüm bunları.

  • Aynı soruyu Cengiz Bey’de ; “ Çok doyum veren bir şey bu.  Kendimi büyümüş, yetişmiş hissettiriyor ama aynı zamanda bana büyük sorumluluk hissi de yüklüyor, işimi çok ciddiye alıp titiz olduğum için gerilebiliyor ve gençler eğlenmek isterken kendilerini darlayabiliyorum” diyerek içtenlikle cevaplıyor.
  • Ben burada şunu söylemeden edemeyeceğim. Bizim gençler gerçekten Cengo’yu tanıdıkça çok fazla sevdiler. Hoca olmanın yanı sıra onlara yeri gelince bir abi hatta bir baba gibidir. İş anında öyle darlanmalar olmadan üretilmiyor tabii ama her başarıda Cengo’nun hepsine nasıl sarıldığını da bildiğimiz için her daralmanın sonunu heyecanla bekler olduk.

Bir sanatçıya verilebilecek en güzel hediyenin onu yaşarken anlamak olduğunu söylüyorsunuz. Haklısınız, biz değerlerimizi hep kaybettikten sonra anlıyoruz.  Livaneli’ye sanattaki 40. yılında vermiş olduğunuz konser hediyenizi anlatır mısınız? Eminim bir sanatçı için büyük mutluluk olmuştur.

  • Bu teklifi kendisine götürdüğümde Zülfü abi sağ olsun kırmadı, geldi, hazırlıklara katıldı. Harika bir konser yaptık. Konserin etkileri öyle bir oldu ki Zülfü abi ondan sonraki birçok konserlerine bizim koro ile çıktı. Birlikte turnelerimiz oldu. Son albümü Gökkuşağı Gönder Bana‘da Haberleri Açma Baba ve Güneş Yine Doğacak şarkılarını biz söyledik. Sadece 40. yıl ile kalmadık Zülfü abinin 50. yılında da kutlamalara katıldık. Seyhan Müzik’in 50.yıl için yaptığı Bir Kuşaktan Bir Kuşağa albümünde Sevdalım Hayat şarkısını söyledik.

Sahnelere veda ettiğini açıkladıktan sonraki dönemde bir süreliğine ismini de taşıdık (Livaneli Korosu) ve tamamen onun eserlerinden oluşan repertuvardan konserler yaptık. 2017’de kendisinin Böyledir Bizim Sevdamız şarkısını cover yaptık. Çok başarılı oldu. Bir baktık ki yeni nesil aynı bizim gençliğimizde olduğu gibi Livaneli şarkıları söylüyor. Livaneli’nin eserleri dipdiri enerjik yeni nesil tarafından canlandırılıp aktarılmış oldu, bundan daha güzel hediye düşünebiliyor musunuz?

Sahnede birçok değerli sanatçı ile bir araya geldiniz korodaki çocuklar için nasıl bir deneyim oldu?

  • Biz bu hediyeyi sadece Zülfü Livaneli’ye vermekle kalmadık. Aynı şekilde Sezen Aksu ile konserlerimiz oldu. Sezen Aksu’nun son konser serisi olan Sezenli Yıllarda birlikteydik. Kendisinden çok şey öğrendik. Yeri bizim için çok başkadır. Hep sıcaklığını, desteğini hissettik, hâlâ da hissediyoruz. Bize göre o da tam bir çocuk Kalpli. Ajda Pekkan, Volkan Konak ve Kıraç ile de konserlerimiz oldu.  Bizim çocukların hiç tanıma fırsatı bulamadığı Kazım Koyuncu ve Aysel Gürel için de anma konserleri yaptık. Çok sayıda sanatçıyı destek vermeleri için davet ettik, birlikte söyledik şarkılarını. Atila Özdemiroğlu’nun en son sahnede olduğu, keman çaldığı konser bizimkiydi. Sözleri Aysel Gürel’e bestesi kendisine ait olan Firuze’yi çaldı en son. O konserden çok kısa süre sonra Atila abiyi maalesef kaybettik. Efendiliğiyle, abiliğiyle, disipliniyle büyülemişti bizi. Konsere konuk olduğu halde teknik ekipten bile önce gelmişti salona. Geceye odaklanmak için konserlerde salona çok erken gelirim, havayı solurum, kendimi hazırlarım demişti. Hep bunları örnek olarak koyduk bizim çocukların önüne. O kültürde o disiplinde yetişsinler istedik.

Tüm bu deneyimlerin içerisinde çocuklar ve gençlerimiz müthiş öz güvenle yetiştiler. Ünlülere karşı içeriksiz ve saçma bir hayranlıkla hareket eden gençler hiç olmadılar. Çalıştığımız sanatçılarda baktıkları, inceledikleri şey daha çok ustalarının müzikleri, teknikleri oldu. Yani aslında çalıştığımız sanatçıları ünlü olmalarından çok ustaları gibi değerlendirdiler.  Mesela Candan Erçetin ile meclisimizin de açıldığı tarih olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 100. yılı için bir klip hazırlamıştık orada stüdyo kayıtlarında Candan hanımın solistliğinden, nefes tekniğinden çok şey kaptılar.

Sunay abiden “Bir Cumhuriyet Hikâyesi Müzikalini yaptığımız dönemde inanılmaz bilgiler öğrendiler. Birlikte Türkiye turnesi yaptılar ve tüm yolculuklar ve konaklamalar süresince Sunay abinin bilgisinin ışığıyla aydınlandılar. Yine daha önce birlikte konser yaptığımız Kıraç’tan solistlik anlamında çok şey kattılar kendilerine.

“Ekip ruhundan hiçbir şey kaybetmedik aksine kazandık”

Geçtiğimiz günlerde Feridun Düzağaç,  ÇKK ile birlikte izlemesi çok keyifli olan boş ders şarkısının klipini YouTube kanalıyla yayımladı. Son zamanlarda karantina insanları bireyselleştirdi bu durum ekip ruhunuzu etkiledi mi?

  • Aslında bu karantina süreci bizim ekip için son derece verimli ve üretken bir dönem oldu. Karantinanın ilk günlerinden itibaren teknik imkânları nasıl kullanacağımızı çözüp üretime geçtik. Herkes evinden ses kayıtlarını aldı, tüm sesler bizim evimizdeki stüdyoda birleştirildi. Çoğu müzisyen dostumuz çalışmalarımızı dinlediğinde hep birlikte stüdyoya girmeden yaptığımıza inanamadı. Yine aynı şeyi duyduk deli işi bu. Eh 40 kişiden gelen tüm sesleri birleştirmek, mixlemek, düzenlemek pek akıllı işi değil doğru. Burada yine bizi böylesine başarılı yapan Cengo’nun hem müzisyenliği, aranjörlüğü hem de müthiş teknik adamlığı oldu.

Kliplerimizi ise herkes kendi evinden çekti ve yine bir can dostumuz Mehmet Kıratlı montajladı. Bu süreçte prova yerimiz Serenad Cafe’de bir araya gelemedik ama ekip ruhundan hiçbir şey kaybetmemişiz, aksine daha da kazanmışız gibi gözüküyor. Boş Ders Şarkısını çekerken birimizin fikri diğerinin ilhamını tetikledi, müthiş eğlendik, dileriz izleyenler en az bizim kadar eğlenirler. Uyumlu bir ekip işinin tadı hiçbir şeyde yok.

ÇKK’nın yeni projeleri neler olacak paylaşır mısınız?

  • Geçen hafta evlerden çıkabildiğimiz ilk fırsatı bulur bulmaz Mehmet Kıratlı’nın yönetmenliğini yaptığı harika klipler çektik. Henüz hiçbiri yayımlanmadı, üstünde çalışıyoruz. Bu zorlu günleri bolca üreterek geçiriyoruz. Konserleri, dinleyicilerimizle buluşmayı çok özlüyor olmakla birlikte her koşulda dinleyicilerimize yeni çalışmalar sunuyoruz. Yapmayı belirlediğimiz daha çok şey var. Şimdilik tüm söyleyebileceğimiz; çok sevilen bir sanatçıdan hiç unutamayacağımız müthiş destek gördük, çok beğeneceğinizi düşündüğümüz yeni düzenlemeler ve klipler yolda. Haberdar olmak için sosyal medya kanallarımızı takipte kalın.

Çocuk Kalpler Kumpanyası sosyal medya hesapları: İnstagram:cocukkalplerkumpanyasi

Facebook: cocukkalplerkumpanyasi

Youtube: Çocuk Kalpler Kumpanyası

Top