Bir Hayalin Uğrunda: Taşı Toprağı Altın Şehir (1978)

Türkiye’de 1950’li yıllarda başlayan göç olgusu, devamında ekonomik, sosyolojik ve kültürel problemlerin ortaya çıkmasına, değerlerin yitirilmesine ve kimlik sorunlarına neden oldu. Yönetmenliğini Orhan Aksoy’un yaptığı, senaryosunu Erdoğan Tünaş’ın yazdığı “Taşı Toprağı Altın Şehir” filmi de tam bu problemler üzerine oturmakta ve yer yer komedi öğelerini de barındırmakla birlikte traktör satın alma hayaliyle elde avuçta ne varsa satarak Adıyaman’ın köyünden İstanbul’a göç eden Uyanık Ailesi’ni ve ailenin günbegün yaşadığı değişimler sonucu dağılışını, kayboluşunu anlatıyor. Bu yapım, Levent Kırca’nın ilk uzun metrajlı filmi olmasının yanında, Hulusi Kentmen, Erol Taş, Feri Cansel ve Turgut Boralı gibi Yeşilçam’ın efsane isimlerini de bir araya getiriyor. Ayrıca Cem Davran da ufak bir rolle ilk kez bu filmle kamera karşısına geçiyor.

Türk sinemasındaki diğer toplumsal gerçekçi filmlerdeki sınıf atlama düşünden farklı olarak hayalini gerçekleştirip köylerine dönme isteği vardır Uyanık Ailesi’nin. Aslında traktör hayali de onlar için bir nevi sınıf atlama düşüdür. Köylerine traktörle geri dönecekler ve aile reisi Ökkeş Uyanık (Levent Kırca)’ın kardeşi Cemal Uyanık (Asım Par)’ın deyimiyle toprağın kölesi olmaktan kurtulacaklardır. Bu uğurda İstanbul onlar için taşı toprağı altın bir şehirdir ancak hayalleri olan traktöre kavuşmaları için bir araç vazifesi görecektir. Tüm aile bunun bilinciyle İstanbul’a gelir.

İstanbul’a gelir gelmez şehrin tabelasına oğlu Mehmet’e (Mahmut Gürses) tebeşirle kendilerini de ekleten Ökkeş, amcası Salih (Erol Taş)’in yol göstermesiyle traktörün ilk taksitini öder, bir gecekondu bulur ve halde işe girer. Eşi Fatma (Ayşegül Atik), kardeşi Cemal ve oğlu Mehmet de kendilerine göre işler bulurlar. Ancak para kazanma hırsı hepsinin gözünü zamanla kör edecek, tüm aile İstanbul’un yaşam şartlarına ayak uydurarak kimliklerini kaybedecek ve parçalanacaktır. Traktör hayaline yaklaştıkça İstanbul, Uyanık Ailesi’ni parça parça yutmaya başlayacaktır. Filmin sonunda da hem hayali hem de ailesi elinden kayıp gitmiş bir Ökkeş Uyanık ve onun isyanı kalır geriye.

Köyden kente göçün işlendiği diğer yapımlardan farklı olarak izleyiciyi direkt olarak dramın içine çekmiyor film. Örneğin Ömer Lütfi Akad’ın “Göç Üçlemesi” olarak bilinen Gelin, Düğün, Diyet filmlerinde izleyici ilk sahneden itibaren dramın içine çekilir, yaşanacak sıkıntılı gelişmeler izleyiciye sezdirilir. Ancak Taşı Toprağı Altın Şehir filminin başlarında izleyici olarak siz de Uyanık Ailesi’nin traktör hayaline sarılıyor, onlarla para biriktirip hesap yapmaya başlıyorsunuz. Kısacası film hikayeyi ele alış biçimiyle başlarda hiçbir şey hissettirmeden beklenen sona yavaş yavaş hazırlıyor sizi.

Taşı Toprağı Altın Şehir, köyden kente göç sonrası yaşanan sosyo-ekonomik ve kültürel değişimleri yer yer mizah öğeleriyle de birleştiren ve Türk sinemasında yeterince hakkı verilmemiş bir yapım olarak karşımıza çıkmaktadır. İyi seyirler…

Top