Ay Işığında Bir Stefan Zweig

Bir Stefan Zweig hayranı olarak Ay Işığı Sokağı’nı çok sevdim. Yapı olarak beş hikayeden oluşuyor: “Ay Işığı Sokağı, Leporella, Nişan, Leman Gölü Kıyısında Olay, Avare.

İlk hikaye fırtına yüzünden geciken gemisini bekleyen birisi gece zaman geçirecek birisini ararken karşılaştığı adamla muhabbet etmeye başlar. Adam karısını paragöz olmasından dolayı kaybeder ve kadın geneleve düşer. Adam bunu öğrenince pişmanlık duyar ve kendini sürekli affettirmeye çalışır. Kendini affettirdiğinde yine paragözlük yapar ve kadın yine gider. Gemisi geciken adam kentten ayrılırken sokakta bir adam ona doğru atılır. Adam hızlıca kaçma başlar ama arkasına baktığında adam bakışlarını fark eder. Kapıya doğru atılır ve “Kapıyı sertçe açarken elinde bir metal yanıp sönüyordu; ay ışığında parmaklarının arasında haince parlayan şeyin paramı, yoksa bıçak mı olduğunu uzaktan seçemiyordum.” Zweig’ın akıcı diliyle hikaye sizi alıp götürüyor ama en önemli kısım kullandığı metaforlar. Hikayenin içinde çok fazla paranın insanı nasıl küçülttüğünü ve kötülüğe yol açıp insanı nasıl yok ettiğini okurken hikayenin sonuna bıçak metaforunu koymuş olması insanın tüylerini ürpertiyor.

İkinci hikaye ise Leporella. Hiçbir işe karışmadan yaşayan bir kadın, zengin bir baronun evinde hizmetçi olarak çalışmaya başlar. Bununla birlikte kadının kendi benliğini ve asıl kimliğini bulduğuna inandığı olaylar zinciri de başlar. Hikayenin sonunda Leporella Tuna nehri köprüsünden atlayarak intihar eder. Bu hikayenin intiharla sonlanması bir önceki hikayedeki gibi karamsar bir sonuç veriyor.

Üçüncü hikaye Nişan. Savaşın hüküm sürdüğü 1810 yıllarında savaş tüm hızıyla devam ederken Fransız bir subayın düşman topraklarında kaybolması ve yolu aramasıyla başlar. Ormanın derinliklerinde ilerken karşılaştığı İspanyol askerini öldürüp yuvarladıktan sonra üstündekileri giyer ve yoluna devam eder. Yürüdüğü orman yolunda Fransız askerleri tarafından tanınmayıp uzaktan bir nişanla öldürülür ve İspanyol askerine yaptığı gibi işkence edilerek öldürülür.

Dördüncü hikayede ise Leman Gölü kıyısında olay. Fransa’daki Rus birliğine ait bir askerin savaştıktan sonra vagonlara atılarak uzaklara götü rülmesi ve oradan kaçarak Leman gölüne gelmesini konu alır. Gölde çırılçıplak olarak duran adamı gören köylüler şaşkınlık geçirir ve yardım ederler. Asker şoktan dolayı konuşma zorluğu çekmektedir. Ortama biraz alıştıktan sonra konuşmaya başlar ve herkese hikayesini anlatır. Son gün Boris ile müdür arasında bir konuşma geçer. Konuşmada Boris eve dönmek istediğini söyler ama müdür buna izin veremeyeceğini söyler. Sebep olarak savaşı gösterir. Boris buna çok üzülür ve akşam olduğunda göle girer ve boğulur. Cesedi ilk gün onu bulan balıkçı bulur ve ona mezar yaparlar. Zweig hikayenin sonunda “ Olayla ilgili tutanak hazırlandı, ancak yabancının soyadı bilinmediği için, mezarının başına ucuzundan bir tahta haç konuldu; isimsiz yazgıların üzerinde yer alan, Avrupamızı şimdi baştanbaşa kaplayan o küçük haçlardan biri…” der. Savaşın kötü yönünü bu hikayeyle gözler önüne serer adeta.

Beşinci yani son hikaye olan Avare’de liseyi ne yapsa ne etse bitiremeyen bir gencin hikayesi anlatılmaktadır. Bu hikayenin sonunda da Liebmann intihar eder.

Stefan Zweig intihar ederek hayatına son vermiş. İnceleme yaparken yazar- eser ilişki çok önemli. Eleştirmenler eserleri incelerken yazarların hayatların ona en büyük yol gösterici olur. Zweig intihara meyilli biri olduğu için hikâyelerin çoğu ölümle, intiharla sonlanıyor… Sence neden birçok yazar ve şairin ölümü intiharla oluyor. Hele ki bu kadar anlatacak şeyleri olan ve toplumu bu kadar iyi analiz eden kişilerin ölümü seçmesi neden ?

Top