Amin Maalouf’un ‘’Semerkant’’ Adlı Eserindeki Türk İmgeleri

Batı edebiyatında kötü Türk imgesi çok yaygındır. Sadece edebiyatlarında değil sosyal hayatlarında da, genel olarak Türk toplumunu küçümsemek için bazı atasözleri kullanılmaya devam edilmektedir. Avusturya‘nın kırsal kesimlerinde hala çocukların “Es ist schon dunkel. Türken kommen. Türken kommen” (“Hava çoktan karardı. Türkler geliyor. Türkler geliyor.”) diye tekerleme söylediği duyulabilir ya da yine Türklerin korkutuculuğu hususunda kullanılan “Mamma li Turchi!” (“Anneciğim, Türkler geliyor!”) deyimi İtalya’da ve İtalyancada varlığını devam ettirmektedir. [1] Batılıların aklında bu tarz ‘Kötü Türk İmgesi’ yargısının oluşmasının nedeni, şüphesiz Türklerin tarihi boyunca, önce topraklarını genişletmek sonra İslamiyet’i başka ırklara yaymak için yaptıkları seferler olmuştur.

Amin Maalouf kendini tek bir kimliğe sığdıramamasına rağmen, kitaplarında sık sık ırklarla betimliyor insanları. Türk imgelerini inceleyeceğimiz Semerkant kitabında da betimlemeleri ırklar üzerinden yaptığını görülüyor. Bu imgelerin oluşumunda yazarın ön yargı ve kalıp yargılarının büyük etkisi olduğu görüşündeyiz. Ön yargılar kolay şekillenip o denli kolay değişebilmesine karşın kalıp yargıların oluşması için seneler geçmesi gerekebilir ve değişmesi de o denli zordur. Maalof’un zengin kültürlerle birleşen yaşamına bakarsak belli yargıları olması kaçınılmaz elbette.

Semerkant, Amin Maalouf’un kaleminden anlatılmış tarihi bir romandır. Eserde şair ve filozof Ömer Hayyam’ın hikayesinden bahsederken, tarihte yaşadığı kanıtlanmış şahsiyetleri de kullanıyor. Olayların akıcılığının sebebi, şüphesiz yazarın her zaman tasarladığı gibi mükemmel bir kurgu tasarlamış olmasıdır diyebiliriz. Şahsiyetler gerçekten yaşamış da olsa olayların birçoğunun gerçekliği konusunda kanıtlanmış bilgiler yoktur. Oysa yazar, gerçek kahramanları kullanarak o kadar nizami bir kurgu yapmıştır ki okur kimi zaman bu kitabın kurgusal olduğunu unutabilir.

 Yazar Semerkant kitabında tarihi olayları anlatırken sık sık imgelere başvurmuştur .Bu imgeler genelde zalim, barbar ve kötü Türk imgesidir. Olay zamanında, net bir tarih belirtilmese de Ömer Hayyam’ın yaşadığı dönemde, Türk devletlerinden biri olan Büyük Selçuklu Devleti’nin imparatorluk yolundaki ilk dönemleridir. Bu yüzden döneminde, özellikle doğuda yaptıkları seferlerle adlarını duyurmaktadırlar.

Yazar kitabında, Türk imgelerinden ilkini küfür ve kötü sözle konuşan bir topluluktan söz ederek yapıyor. Olay zamanında Maveraünnehir’in hükümdarı Nasır Han kurgu gereği bir olaya sinirleniyor ve küfürlerini Türk-Moğol şivesiyle dile getirmeyi tercih ediyor. Yazar bu durumu şu sözlerle açıklıyor:

-‘Türk-Moğol şivesi ile sıraladığı küfürlerin ardı arkası kesilmiyordu.’[2]

Kötü söz söylenirken Türkçe’nin tercih edilmesi imgebilim çalışması açısından düşündürücüdür.

            İslamiyet’ten önce de var olan, hükümdarın Tanrı’nın temsilcisi olması görüşü , İslamiyet’ten sonra da Zillullah’i Fil Arz (Allah’ın yeryüzündeki gölgesi anlamında) sıfatı olarak Türk hükümdarlarına verilmiştir.[3] Bu kültürel bir olaydır. Yazar bunu eleştirel biçimde şu cümlelerle açıklıyor:

            -‘… Türk Hakanları, Acem hükümdarlarının kötü alışkanlıklarını edinir olmuşlar, kendilerini yarı-tanrı gibi görmeye başlamış giderek daha şatafatlı törenler düzenlemişlerdir ve bu durumu subaylarına kabul ettirememişlerdir.’’[4](Bu durumun Türk Hakanlarına karşı tepki uyandırmış olmasına dair tarihi belgelere tarafımdan ulaşılmaya çalışılmıştır lakin net bir veriye ulaşılmamıştır.)

            Türk kültüründe ve doğu kültüründe var olan bir başka davranış da makama sırtını dönmeden çıkmaktır. Bilhassa Osmanlı İmparatorluğu’nda bu saygı güden davranışa sıkça rastlanmıştır. [5]

-‘Bu usul, saygınlığına fazlasıyla düşkün bir hükümdar tarafından mı, yoksa pek kuşkucu bir ziyaretçi tarafından mı konulmuş’[6]

Yukarıda alıntı cümlesiyle yazarın bu kültüre eleştirel baktığı görülmektedir.

            Yazarın başvurduğu diğer imgede ise Türklerin barbarlığından ve yağmacılığından söz ederken ünlü Türk Hükümdarları Çağrı ve Tuğrul Bey’i kullanıyor olması. Lakaplarının bile korku saldığı bu iki kardeşi şöyle tanımlıyor: -‘Nişapur’lular, bir sabah uyandıklarında, kentlerini Türk savaşçılarının kuşattıklarını görmüşlerdi. Orduların başında iki kardeş vardı: ‘Şahin’ diye tanınan Tuğrul Bey ve ‘Atmaca’ diye bilinen Çağrı Bey.’[7] -‘Kentin ileri gelenlerine şöyle haber göndermişlerdi: Erkeklerinizin küstah, sularınızın yeraltında oldukları söyleniyor.Direnecek olursanız, yer altındaki su oluklarınız yer üstüne, erkekleriniz de yeraltına gider’[8]

Özellikle yukarıda alıntı yapılan cümlede açıkça görünüyor ki, yazar bu Türk komutanlarını acımasızlıkla sıfatlandırmaya çalışmaktadır. Bu iki kardeşin halka saldığı korku da kötü Türk imgesini betimlemek için uzunca kaleme alınmıştır.

            -‘Kentliler, iki kardeş arasındaki görüş farklılıklarını öğrendiklerinde, ertesi ay yağmalanacaklarını, saldırıya uğrayacaklarını anladılar. İşte Büyük Korku böyle başladı. Saldırıdan kötüsü, saldırının beklenmesidir. Hiç bir şey yapmadan aşağılayıcı bir bekleyiş. Dükkanlar boşalmıştı. Erkekler gizlenmişti. Kadınlar ve kızlar güçsüz kalmış ağlaşıyorlardı. Ne yapmalı? Nasıl kaçmalı? Hangi yoldan gitmeli? İşgalci her yeri tutmuştu…’[9]

Yazar bu barbarlığı herkesin görebileceği ve kabullenebileceği görüşündeyken, Türk Hükümdarı Alp Arslan’ın büyüklüğünün sınırlarının sadece Türkleri kapsayacağını şöyle anlatıyor:

            -‘Birkaç ay içinde aşiret üyelerine, kimini katlederek, kimini satın alarak kendini kabul ettirmişti. Kısa sürede kendi vatandaşları gözünde büyük bir hükümdar oldu.Büyük, azimli, adil bir hükümdar.’[10]

Son olarak da belki de kitaptaki en çarpıcı olan imgeden bahsedilecektir. Türklerin olay zamanında diplomatik anlamda çok güçlü olmasına karşın yazar kitapta Türklerin geçmişinden bahsederek onları küçük düşürücü bir şekilde nitelendiriyor.

-‘Şu Türk, yurdundan yeni fırlamış! Daha düne kadar ataları, bilmem hangi puta tapan ve bayraklarına domuz resmi koyduranlardan gelme şu Türk!’’[11]

Sonuç olarak söylenebilir ki imge ‘ötekini anlamak’ için ortaya çıkmıştır.[12] Bizim tarih kitaplarımızda yer alan ‘Kahraman Türk’ün aksine, batı kültüründe büyümüş doğulu bir yazarın imgeleri açıklanmaya çalışılmıştır. Tabii ki bu fikirlerin ortaya çıkması için uzun yıllar geçmesi gereklidir. Maalouf’un zengin kültürü, doğu batı sentezinde gelişen ideolojisi tüm bu imgelerin altyapısını oluşturmuştur denilebilir. İmge çalışması için yazarın Semerkant kitabı dışında Afrikalı Leo ve Işık Bahçeleri de incelenebilir.

Görsel


[1] Tr.wikipedia.ord/wiki/Türk_düşmanlığı(5 Haziran 2013)

[2] Amin Maalouf, Semerkant , Çev:Esin Talu-Çelikkan,24.Baskı, İstanbul :YKY,2002,S.26.

[3]Bkz.  Edit. Cemil Öztürk, Türk Tarihi ve Kültürü, 3.Baskı, Ankara: Pegem A Yayıncılık, 2007.

[4] Maalouf, Semerkant,S.27.

[5] Bkz. İbrahim Refik, Edeb Ya Hu, 4. Baskı, İstanbul: Albatros Yayınları, 2000.

[6] Maalouf, Semerkant, S.28.

[7] Maalouf, Semerkant, S.37.

[8] Maalouf, Semerkant, S.37.

[9] Maalouf, Semerkant, S.38.

[10] Maalouf, Semerkant, S.44.

[11] Maalouf, Semerkant, S.40.

[12] Bkz. Ulağlı, Imgebilim

Top