Acımasız Salgınlar: Grip

Epidemi: Bulaşıcı bir hastalığın 2 hafta ya da daha az bir sürede çok hızlı bir şekilde çok yüksek sayıda insana ve çevreye yayılmasına, o dönemin şartları ve konumuna göre bir hastalığa normal orandan fazla rastlanmasına denir. Epidemi sadece bir bölgeye mahsus olabilir ancak diğer ülkelere ve kıtalara sıçramaya başlarsa Pandemi adını alır.

Doğa zaman zaman sebebinin net olarak açıklanamadığı ve insanlığın büyük bir kesiminin ölmesine sebep olan hastalıklarla karşımıza çıkmıştır. Her ne kadar ilerleyen zamanlarda bu tarz salgınların tanımlanması ve önlenmesi daha kolay olsa da halen farklı şekillerde zaman zaman mutasyona uğrayarak karşımıza çıkmaktadır.

BÖLÜM VII

4 tür grip(influenza) virüsü bulunmaktadır: A, B, C ve D. En yaygın olarak insanlarda grip enfeksiyonuna sebep veren virüs A virüsüdür, A virüsünün konak olarak yerleşebileceği canlı yelpazesi çok geniş olduğundan dolayı yayılması pandemi yaratabilmektedir. A ve B virüsleri hemen hemen her kış mevsimsel salgın hastalığa sebebiyet vermektedir. C tipi grip enfeksiyonları genellikle hafif solunum hastalıklarına neden olur ve bir salgın yarattığı düşünülmemektedir. D türü influenza ise başlıca büyükbaş hayvanları etkilemektedir ve insanlara bulaşıp, herhangi bir hastalığa neden olduğu bilinmemektedir.

            A türü virüsler,  yüzeylerinde bulunan iki proteine dayanarak alt kategorilere ayılmaktadır: Hemagglutinin (H) ve Neuraminidaz (N).  On sekiz farklı Hemagglutinin alt türü ve on bir farklı Neuraminidaz alt türü bulunmaktadır. Yani H1’den H18’e ve N1’den N11’e kadar.

            2010 yılında H1N1 virüsü aynı zamanda domuz gribi olarak da bilinmektedir, 200 milyona yakın insanı etkilediği düşünülmektedir. 1968 yılında H3N2, 1956 yılında H2N2 ve 1918-1920 yılları arasında H1N1 yani İspanyol gribi salgını görülmüştür.

İspanyol Gribi

            Her ne kadar İsmi İspanyol Gribi olsa da, bu gribin çıkış noktasının ispanya ile alakası olmaması çok ilginçtir. Hastalığın çıkış noktası olarak yapılan araştırmalarda her ne kadar kesin bulgular olmasa da, belli başlı hipotezler bulunmaktadır.  Virolog John Oxford’un öncülüğüyle bir İngiliz ekip 1999 yılında hastalığın kaynağının Fransa’daki İngiliz askeri kampı olduğunu söylemişlerdir. 1917 sonlarına doğru, askeri patologlar ilerleyen zamanlarda grip olarak tanıyacakları ölüm oranı yüksek yeni bir hastalığın ortaya çıktığını rapor ettiler. Binlerce kimyasal saldırıya ve diğer savaş hasarlarına maruz kalan insanların tedavi gördüğü aşırı derece kalabalık olan ve her gün 100,000 askerin geçtiği askeri sağlık kampı solunum yolu virüsün yayılması için çok uygun bir yer olarak görülmektedir. Bir diğer görüş ise salgının Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk olarak görüldüğüdür. Tarihçi Alfred W. Crosby, gribinin Kansas’ın Haskel ilçesinde ortaya çıktığını savunmuştur. Aynı zamanda Amerikan askeri kamplarında da hastalığın varlığının görüldüğünü söylemiştir. 2014 yılında Tarihçi Mark Humphries, o yıl ortaya çıkan yeni bilgiler ışığında 90,000 Çinli işçinin Birinci Dünya Savaşının İngiliz ve Fransız batı cephesi hattının arkasında çalıştırılmasının pandemiğin başlangıcı olarak görülebileceğini söylemiştir. Humphries, 1917 Kasım’ında Kuzey Çin’i etkisi altına alan solunum yolu hastalığının bir yıl sonra Çin sağlık görevlileri tarafından “İspanyol” gribinin aynısı olduğunun tespit edildiğine dair kanıtlar bulmuştur. 2016 yılında Çin Tabipler Birliği Dergi’sinde yayınlanan bir raporda, 1918 virüsünün Avrupa’ya Çin ve Güneydoğu Asya askerleri ve işçileri aracılığıyla getirildiğine dair bir kanıt bulunamamıştır. Virüsün Avrupa ordularında 1918 salgınından çok daha önce büyük ihtimalle aylar hatta yıllar önce de aralarında gezdiğine dair bazı kanıtlar bulmuşlardır.

            Kişi hastalığa maruz kaldığında hapşurduğunda veya öksürdüğünde yakın çevresine virüsün yayılmasını sağlar. 1. Dünya Savaşında kalabalık toplulukların yeteri kadar geniş alanlarda olmamaları ve büyük çaplı askeri hareketlerden ötürü virüsün yayılımının hızlandığı ve büyük ihtimalle mutasyon süresini de düşürdüğü hatta savaş dolayısıyla ölümcüllüğünü de arttığına inanılmaktadır. Ölüm riskinin artmasındaki en büyük etkenlerden biri askerlerin yeteri kadar iyi beslenememesidir. Aynı zamanda savaş dolayısıyla maruz oldukları kimyasal saldırılar ve çatışma stresi bu oranı arttıran etkenlerdendir.

            Diğer griplerin aksine İspanyol gribinin en belirgin özelliklerinden biri ise, yaşlılardan ziyade döneminin genç ve genç yetişkin kısmını daha çok etkilemiş olmasıdır. Çocuklar ve yaşlılar bu grip virüsünden daha az etkilenmişlerdir. Ölüm riskleri genellikle 20-40 yaşları arasında ve özellikle hamile kadınlarda daha yüksek oluyordu, yapılan araştırmalarda hastanede bulunan hamile kadınlarda  %23 ile %71 arasında bir ölüm oranı olduğu görülmüştür. Gençlerin virüsün hedefine girmesinin bir sebebi gençlerin bu grip virüsüne karşı bağışıklığı olmaması olabilir. Gribin daha önceki türü olan H3N8 ile karşılaşmış olsalar da mutasyona uğramış H1N1 virüsüne karşı bir bağışıklıkları yoktu. Yaşlılar ise daha önce H1 veya N1 ile Rus gribi dolayısıyla daha önce denk geldikleri için virüs onları daha az etkilemiştir.

            Hastalık iki dalgadan oluşmuştur, ilk virüs dalgası normal grip virüslerinden farklı olarak ilkbahar ve yaz aylarında ortaya çıkmıştır ve çok daha hafif belirtiler göstermiştir. Bu ilk dalgaya yakalanan hastalar üşüme, ateş ve yorgunluk belirtileri göstermişler fakat birkaç gün içinde toparlanmayı başarabilmişlerdir, ölüm oranı düşük kaydedilmiştir. Fakat hastalığın ikinci dalgası mutasyona uğramış bir şekilde tekrar intikam almak için sonbahar aylarında geldiğinde hastalığa yakalanan kişiler belirtilerin ortaya çıkmasından saatler sonra hayatlarını kaybetmişlerdir. Ciğerleri nefes almalarını engelleyen sıvılarla dolmuş ve ciltlerinin rengi kızıl kahveden maviye ve mora doğru değişmiş ciğerlerinde biriken sıvı ,ki bu sıvının genellikle kan olduğu tespit edilmiş, kusmalara ve burun kanamalarına daha sonra ise hastanın boğularak ölmesine sebep olmuştur. Aynı zamanda bu mutasyona uğramış virüs kalp krizlerine de sebep olmuştur.

            1918 /1919 salgının küresel olarak yarattığı ölüm oranı tam olarak bilinmemektedir, ancak hastalığa yakalanan kişilerin yaklaşık olarak %10 ila %20’sinin hayatını kaybettiği düşünülmektedir. Bu da dünya nüfusunun yaklaşık üçte birinin hastalığa yakalandığı göz önüne alındığında tüm dünya nüfusunun %3 ila %6’sının hayatını kaybettiği anlamına geliyor. Dünya genelinde 500 milyon’dan fazla insanın hastalığa yakalandığı düşünülmektedir.  Gribin ortaya çıktığı ilk zamanlarda, ilk 25 haftasında yaklaşık olarak 25 milyon insanın hayatını kaybetmesine sebep olmuş olabilir. Daha eski tahminlere bakıldığında bu oranın yaklaşık 40 ila 50 milyon olduğu görülmektedir, günümüz tahminlere göre ise dünya genelinde 50 ila 100 milyon insanın öldüğü düşünülmektedir. Bu salgın “ Tarihin en büyük tıbbi soykırımı” olarak tanımlanmakta ve belki de Kara Ölüm’den çok daha fazla insanın ölümüne sebep olmuş olabilir. Bu grip virüsü, AIDS’in 24 yıl içinde öldürdüğü insan sayısının çok daha fazlasını 25 haftada öldürmüştür. Kara Ölüm’le kıyaslandığında yine çok daha kısa sürede çok fazla insanın ölümüne sebep olmuş olsa da, dönemin nüfus oranına bakıldığında Kara Ölüm çok ciddi kayıplara sebep olmuştur.

            Hastalık dünyanın her bir köşesinde ölüme neden olmuştur. Hindistan’da nüfusun yaklaşık %5’ine tekabül eden 17 milyon insanın ölümüne, Japonya’da 23 milyon insandan 390.000’i, Hollanda doğu Hint adalarında ( şuan endonezya olarak bilinmektedir.) 30 milyonluk nüfusun 1.5 milyonunu, Tahiti nüfusunun %13’ünü sadece 1 ayda, Samoa’nın 38.000’lük nüfusunun %22’sini ise sadece 2 ayda öldürmüştür. İran’da da durum ciddi bir şekilde yaşanmıştır: 902.000 ila 2.431.000 insanın yani dönemin nüfusunun %8 ila %21’inin ölümüne sebep olmuştur. İkinci dalgadan sonra hastalık hızlı bir şekilde azalmaya başlamıştır örnek olarak 16 Ekim’de hasta insana denk gelinse de 11 kasımda herhangi bir hastalık vakasına denk gelinmemiştir. Bunun sebeplerinden birinin doktorların hastalığı kontrol altına alma ve iyileştirmede iyi bir başarı kaydettiği söylenmektedir ama diğer bir olasılık da virüsün çok hızlı bir şekilde mutasyona uğrayarak daha zararsız hale gelmesinin söz konusu olduğu düşünülmektedir ki bu olasılık grip virüslerde sıkça görülebilmektedir.

Görsel

Top